![]() |

|
|
#1 |
|
Onursal Dost
Üyelik tarihi: Jan 2009 Yaş: 23 Mesajlar: 1.071 Tesekkür: 1478 758 mesajina 3481 kez tesekkür edildi
|
siteadi.com - Mazgaldan Gelen Karanlık Mazgaldan Gelen Karanlık ![]() “Negoftemet mero ancâ ki âşinât menem Der în serâb-ı fenâ çeşme-i hayât menem” Mevlânâ Celaleddin-i Rumi Geçmişte, yeryüzünde saf ve sınırsız kötülüğün var olmadığına inanırdın. Mum ışığında dinlediğin masallardan ruhuna, kötülüğün yoluna istemeden veya çaresizlikten sapıldığı inancı süzülürdü. Çocukluk yıllarında içine yerleşen bu naif bakış açısı yüzünden, kötülüğe karşı bu denli savunmasızdın. Sonuçta yağmurlu, karanlık ve soğuk bir gecede karşına çıkan saf ve sınırsız kötülük, mahvına sebep oldu. O gece neler olduğunu zihninde o kadar çok tekrarladın ki, sorsalar her ayrıntısını anlatırdın. Ama kimse sana sormadı. Tarifi güç o ana kadar gece, her haliyle sıradan bir geceydi. Gün içinde çalıştığın departmana, görevleri ve sorumlulukları seninkiyle eş yeni biri alınmış, sen de arkadaşlarına bu gereksiz kadronun, sırf seni işten çıkarabilmek için açıldığı şeklinde bir espri patlatmıştın. Sözlerinin kısa bir süre sonra, nasıl da beklenmedik bir ironiye dönüşeceği hakkında en ufak bir fikrin yoktu elbette. Geçirdiğin günün yorgunluğuyla, cılız sokak lambalarının aydınlatma uğraşı verdiği ıslak ve eğimli sokaklarda, dikkatli adımlarla ilerliyordun. Bakışların, Arnavut kaldırımlarının arasında bitivermiş otlara, yaşamın o hınzır ve hırslı belirişlerine takılıyordu kimi zaman. Issız ve karanlık bir sokağa girdiğinde, içinde nedenini açıklayamadığın garip bir his duydun, sana hayvan atalarından miras kalmış bir ürpertiyle titredin. Neydi bu hissin sebebi? Sokağın tam ortasında, geniş ağzı kaldırıma hafifçe temas eden bir mazgal dikkatini çekti. Eğimli sokakta biriken yağmur damlalarının içine aktığı mazgal deliğinden, New York sokaklarında çekilen filmlerde gördüklerine benzer bir duman yükseliyordu. İlk bakışta su buharı olduğunu düşündüğün bu dumanın sokağın cılız ışığında ortaya çıkardığı görüntü, senin gibi mistik duygulara fazla önem vermeyen bir anlatıcı tarafından bile etkileyici olarak tasvir edilirdi. (Gizeme meraklı veya gördüklerini bire bin katarak anlatmaktan haz eden biri olsaydın, şüphesiz o mazgalı çok daha iç ürpertici kelimelerle tarif edecektin). Mazgala yaklaştıkça, sana bastığın yerin altından geliyormuş hissini veren, vahşi ve tiz haykırışlar duymaya başladın. Bir kedi veya tanımadığın başka bir vahşi hayvanın iç karartan haykırışları mıydı bunlar? İçinden bir ses sana geri dönmeni, karanlık ve kaygan sokakta adımlarının izin verdiği en yüksek hızla başka bir yöne uzaklaşmanı söylüyordu. Bu şekilde davranman için mantıklı hiçbir sebep yoktu, o yüzden tam aksine adımlarını sıklaştırdın. Bir an önce sokağın sonunu görmek istiyordun. Mazgalın yanından geçtiğin anda, karşı koyamadığın bir istek (veya o taraftan yükselen bir çığlık), aşağıya, karanlık demir parmaklıklardan içeriye doğru bakmana sebep oldu. Yerin altındaki derin karanlıkta, kısalığının tarifi mümkün olmayan bir zaman dilimi için onu görür gibi oldun. Rüzgarda savrulan bir kızıl mum alevi gölgesini, paslı demir çubukların arasından sana taşıdı. Kaderin miydi bu rüzgar? İlk anda o akıl almaz görüntüye bir anlam veremedin. Birkaç adım yürüdükten sonra bile, gördüğünün bir ışık yanılsaması veya bir gölge oyunu olduğunu düşünüyordun. Sonra durdun. Zihnimde o gece o ıssız sokakta, çiseleyen yağmurun altında ne yapacağına karar veremeden bekleyen halin canlanıyor. Bugün “keşke, keşke bir an için bile orada durmasaydın” diyorum. Keşke arkana bakmadan yürümeye devam etseydin. Ama öylece durdun. Korku ve merak çarpıştı içinde. Sonra dudaklarından Sartre’ın “insan özgürlüğe mahkum edilmiştir” sözleri döküldü, hızla birkaç adım geriye dönüp, mazgalın içinde gördüğünün ne olduğunu anlamaya karar verdin. Kıyafetlerini ıslatmamaya dikkat ederek yere eğildin. Mazgalın içinden gelen cılız mum ışığında, aşağıda sonu seçilemeyen, hiç beklemediğin kadar büyük ve karanlık bir boşluğun var olduğunu fark ettin. O hala orada duruyordu. Şüphesiz efsaneden oldukça farklı, çok daha korkunç görünüyordu. Cildi resmedildiği gibi siyah veya koyu mavi değil, beyazdı. Yine de bunu, karanlıkta kesin olarak söyleyebilmen mümkün değildi. Orta yaşlı ve çirkin bir kadının yüz hatlarına sahipti. Ama çirkinliğini veren fiziksel görünüşünden ziyade, ruhunun iğrençliğini dışarı taşıyan bakışlarıydı. Kıpkırmızı kan damlaları, dudaklarının arasından dışarı sarkan uzun ve ucu kıvrımlı diline doğru sızıyordu. Ellerinde ve üzerinde, sonradan kurumuş kan lekeleri olduğunu düşündüğün kahverengi- siyaha çalan koyu renk lekeler mevcuttu. Silahlarının arasına yenilerini katmış ve dağınık saçlarını çirkin bir sarıya boyamıştı. Üstüne giydiği ve dış görünüşüyle büyük tezat içindeki beyaz takım elbisenin, ruhunun çirkinliğini örttüğünü sanıyordu. Chanel marka takımı ve sarıya boyalı saçları ile kendini çağa uydurmuş da olsa, Hint mitolojisinin efsanesini hatırlaman hiç güç olmadı: On kolunda çeşitli silahlar, işkence aletleri, kiminde öldürdüğü veya zindanlarda çürüttüğü erkeklerin kesik başları, boynunda kellelerden oluşan bir kolye ve her zaman ayaklarının altında dolanan çakalıyla tanrıça Kali yerin altında, sadece 7-8 metre kadar uzağında duruyordu. Onu tam olarak nereden hatırladığın hakkında hiçbir fikrin yoktu. Kim bilir, belki çocukluğunda dinlediğin öykülerden, resimli masal kitapları veya ansiklopedilerden. Belki çok daha eskilerden. Bir ihtimal insanoğlu iyiyle kötünün savaşını, yeryüzündeki ilk günlerinden bu yana içinde taşıyordu. Anlaşılan sen de herkes gibi, iyilerle birlikte onun da yeryüzünde varlığını sürdürmeye devam ettiğini kendine unutturmuştun. Geçen onca zamana karşın, Kali saklandığı deliklerde hep hayatta ve güçlü kalmayı başarmıştı. Sonradan öğrendin ki, Kali artık geçmişte olduğundan daha korkusuzdu ve insanların daha yakınındaydı. Birilerinin onu görebileceğini umursamadan mazgallara yaklaşıyor, o gece senin karşına çıktığı gibi, birçok başka kişinin de ansızın karşısına çıkıyordu. Günümüzde artık Kali’ye inananlar, hatta Kali’nin yandaşı olanlar da vardı. Geçen zaman içinde cinayetlerinin haklı olduğuna, ona karşı durulamayacağına kalabalıkları ikna etmeyi başarmıştı. Hiçbir zaman açık bir biçimde dile getirmeseler de, kalabalıklar Kali’nin kirli gücü ve öfkesiyle, zorla kontrol altında tutulduğu geçmiş yılların intikamını aldığını düşünüyorlar ve bu durumu onaylıyorlardı. Bu çağ onun kötülük ve cinayetlerini yasal zeminde gerçekleştirebileceği bir çağdı, bu çağ onun çağıydı. 21 yüzyıl: Kali’nin sınırsız gücünün ve sınırsız kötülüğün kitle iletişim araçları eliyle yasallaştığı çağ, Kali Yuga. Kali’nin çağında yaşam ve yaratma enerjileri bastırılmış olduğu için insanlar rekabetçi, öfkeli ve birbirlerine düşman olmuşlardı. Engellenen libido, destrudoya dönüşüyordu. Merhamet, şefkat ve sevgi tamamen unutulmuştu. Bilimin sözü kasıtlı olarak karartılmış, insanlığın büyük bir kısmı artık bilime inanmayan cahiller halini almışlardı. Çağın ruhu, insanların bu şekilde öfkeyle dolu olmalarına uygundu: Yeryüzünde insan nüfusu kontrolsüz artmıştı. Öfkenin yöneltilebileceği günah keçileri aranıyordu. İnsanlar geçmişte intikamı alınacak hiçbir şey olmadığını, Kali’nin haksız yere cana kıydığını, zaten haklı cinayet diye bir şey olamayacağını anlayamayacak kadar öfke doluydular. İşte o yüzden insanlar artık Kali gibi gururlu, öfkeli ve kötü karakterlilere saygı duyuyorlardı. Kabul etmelisin ki, o geceden önce dünyanın Kali’nin nefret dünyasına dönüşmüş olduğundan haberin yoktu. O ana dek sen de bakar-kör cahillerden biriydin, ilmiği boğazına geçirene kadar celladını alkışlamaya devam eden insanlığın bir parçasıydın. Tüm bunlardan ancak onunla karşı karşıya kaldıktan ve iğrenç kokusu burun deliklerinden içeri süzüldükten sonra haberdar oldun. Hissettiğin tiksinti ve korkuyu yenerek, usulca biraz daha yaklaştın mazgala. İnsana özgü hataların en tehlikelisi olan merak sarmıştı ruhunu. Kötülüğün en saf halinde neye benzediğini anlamak isteğin, belki Kali’nin kocası Shiva gibi, senin de mahvına sebep olacaktı. Bir saçaktan sokağa dökülen, oradan da mazgal boşluğuna doğru ulaşan yağmur suları, seni görmesine karşı tek engel olarak aranızda kalmıştı. Mazgaldan dışarıya Kali’nin üstünden yayıldığını düşünmeden bildiğin, iğrenç bir kan, küf ve birbiri ardı sıra içtiği sigaraların kokusu geliyordu. Bu görüntü ve koku mideni burktu. Birden büyük bir patlama sesi duydun ve çevren tamamen karardı. Cılız sokak lambası bilmediğin bir sebeple patlamış olmalıydı. Karanlıkta savunmasızdın, içgüdülerin oradan acilen uzaklaşman gerektiğini söylüyordu artık. Hızla kendini içinden dumanlar yükselen mazgaldan uzaklaştırdın. Sokak koşamayacağın, bir yere kaçamayacağın biçimde tamamen kararmıştı. Ayağın kaldırıma takıldı ve yere yuvarlandın. Korkuyla gırtlağından bir çığlık kopup geldi. Nefes nefese kalmıştın. Sırtını sokağın eski evlerinden birinin duvarına yasladın, göz bebeklerin devleşmiş, duvara sürtünerek köşeye kadar ilerledin. Uzaktan bir başka sokak lambasının ışığı seçiliyordu. Saklandığın yerde titreyerek soluğunu tuttun. O anda izini kaybettiğin Kali’nin sesinin, vahşi çığlıklarının nereden geldiğini anlamaya çalıştın. İğrenç nefesinin sıcaklığı ensene değdiğinde, nerede olduğunu dehşet içinde kavradın: Tam arkandaydı. Hızla arkana dönüp, öfke kızıllığıyla parlayan gözlerine baktığında, o gözlerde bir tek amacın izlerine rastladın: Zarar verme, yok etme hırsı. Yaşayan ve güzel olan her şeye karşı sınırsız bir düşmanlık. Kali tüm insanlığı yok etmek istiyordu. Bir ayrıntı şaşırttı seni: Kali’nin gözleri sana değil, vücuduna iliştirilmiş olarak önünden sarkan, ancak o mesafeden fark edilebilen küçük bir aynaya çevrilmişti. Ayna, karanlıkta nasıl ortaya çıktıklarını tam olarak seçemediğin ışık oyunlarına sebep oluyordu. Kali, elindeki işkence aletleriyle aynaya doğru öfkeyle saldırıyor, her öne atılmasıyla ayna da ondan uzaklaşıyordu. Başarısız her saldırıdan sonra Kali öfke içinde geri çekiliyor, bir sonraki saldırısında düşmanına kesin darbeyi indireceğine inanarak vücudunu başka bir pozisyona sokuyordu. Çok yakınında olduğun halde, Kali henüz senin varlığından haberdar değildi. O anda bu sembolik teatral oyunun, ne manaya geldiğini anladın: Sınırsız kötülük, aynı zamanda sınırsız cahilliğin sahibiydi. Saldırdığı, sürekli olarak savaştığını zannettiği düşmanı, aynadaki aksiydi. Rolü onun için önceden hazırlanmış oyuna kendini kaptırmış, çirkin canavarları hakladığını sanıyordu. Anladın ki, ancak kendine yönelik sınırsız bir nefrete sahip olan, başkalarına karşı uzun sürecek bir öfkeye sahip olabilir. Tehdit altında olan sen olduğun halde, içinde düşmanın Kali’ye karşı tarifsiz bir acıma hissi duydun. Zihninde eski bir şefkat sözü belirdi: “Bağışla onu, o ne yaptığını bilmiyor.” O anda Kali’nin sebep olduğu yok oluşun, bir yeniden doğuşa ve kurtuluşa aracı olacağını da kavradın. Ancak Kali’nin yok edici gazabının etkileri geçtikten sonra, her şey yeniden, eskisinden de iyi ve adil bir biçimde var olacaktı. Kali ancak kan ve öfke kızıllığının örttüğü gözlerini aynadan kısa bir süreliğine ayırdığında, senin orada olduğunu fark etti. Nefesini tutarak ne yapacağını bekledin. Kısa bir süre sonra korkmana gerek olmadığını anladın. Çıkardığı onca vahşi gürültü, elindeki silahlar ve işkence aletlerine karşın, Kali yalnız başına olduğunda güçsüz bir korkaktı. O da senden korkuyordu. Kötülüğü ve yok ediciliği kendi elinden veya işkence aletlerinden değil, kandırdığı insanların elinden çıkıyordu. O sadece kandırmayı, korkutmayı ve kışkırtmayı biliyordu. Çevrede taraf olacak kimse olmadığı sürece, sana zarar veremeyeceğini anladın. Tam yenilgiyi ve güçsüzlüğünü kabul ederek çekip gitmesini beklediğin anda, yanında getirdiği bir yaprağı sana doğru fırlattı. Ah, merakın ve aptallığın tüm kötülüklerin anası olduğunu söylemiştim sana biraz önce, değil mi? Sen de merakla baktın o yaprağa, mahvına sebep olacağını bildiğin halde. Daha önce bu kadar çok yalanın ve çirkin bir ruhtan damlayan zehrin, böylesine zararsız gözüken bir yaprağa gizlenebileceğini hiç düşünmemiştin. O yaprakla seni, Kali’nin gerçek yüzünü gören insanlardan sonuncusunu, tüm insanlığın hor görüp, tiksineceği bir zavallıya çevirdi. Lanet hedefini bulmuştu. Gülen gözlerindeki sevgiyi artık yüreğinde korku ve şüphenin izlerini taşımadan hiçbir hemcinsin göremeyecekti. Dost canlısı sesin, artık karşındaki insanları korkutmaktan başka bir işe yarayamayacaktı. En büyük acıyı, Kali Yuga çağında olduğumuzu ve Kali’nin onların da karşısına çıkabileceğini en yakınında olanlara anlatmaya kalktığında yaşayacaktın. Daha önce duymadıkları, doğruluğunu kabul etmeye hazır olmadıkları şeyler söylediğin için seni anlamayacaklar, hatta sesini duymayacaklardı. Onları sınırsız kötülüğün oyunlarına karşı uyarmaya kalktığında, seni hor gören nefret dolu bakışlarla süzecekler, cümlelerini boğazına tıkacaklardı. Sonsuz lanet buydu. Haklı olduğun halde, en yakınındakiler tarafından bile haksız sayılmak. Güzel yüzüne ve iyi huyuna karşın, bir ucube gibi görülmek, dışlanmak ve iğrenilmek. Hiç şüphe yoktu. Kali on elinden sonuncusuna, en tehlikeli silah ve işkence aleti olan kalemi almıştı. O artık bir yazardı. Üstelik çok kötü bir yazardı. Var Samsa |
|
| Yandaki üye(ler) bu mesajindan dolayi Lavinia üyemize tesekkür ettiler | Taylan (22-12-2010) |
![]() |
| Etiketler |
| gelen, karanlık, mazgaldan |
| Seçenekler | Arama |
| Stil | |
|
|