Ana Sayfa


Sonbahar Logosu Ana Sayfaya Gidin Ekibimiz Forum Kuralları Arama
Go Back   Dostun Sayfasi > Her Konuda ALEVI'lik

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 23-06-2011, 20:49   #1
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart Gülseren Özdemir, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi

Gülseren Özdemir, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi
siteadi.com - Gülseren Özdemir, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi 1
Kaynak:
İmla hataları olabilir,Lütfen !!!
Kaynağından okuyunuz.
sinbas®


[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]

İKİ DEVLET KARŞISINDA PİR SULTAN ABDAL
Gülseren ÖZDEMİR
ÖZET
Bu bildiride hayatı ile ilgili kesin bilgiler bulunmayan, 16. yy.da Osmanlı tahtında Kanuni Sultan
Süleyman’ın ve Safevî tahtında Şah Tahmasb’ın oturduğu sıralarda Osmanlı sınırları içerisinde
yaşadığı ve asıl adının Haydar olduğu bilinmekte olan Pir Sultan’ın şiirlerinin ideolojik bakımdan
tahlili yapılacaktır. Alevî-Bektaşî şiir geleneğinin en önemli isimlerinden biri olan Pir Sultan’ın
şiirlerini siyasete âlet ettiği, Osmanlı-Türk Sünnîliğine muhalif olduğu, İran’ın Şiî propagandasına
kapılarak Osmanlı sultanlarına karşı şahları tuttuğu, devlete karşı bir Kızılbaş isyanına katıldığı ve
hatta bu isyanda baş olduğu için Hızır Paşa tarafından idam ettirildiği iddiaları üzerinde durulacak,
şairin şiirleri bu bakımdan değerlendirilecektir.
Türk edebiyatının önemli yapı taşlarından ve Alevî-Bektaşî edebiyatının yedi büyük
şairinden biri olan Pir Sultan Abdal’ın ne yaşamı ne de deyişleri ile ilgili olarak, yapılan
bütün araştırmalara rağmen tam bir kesinlikten söz etmek mümkündür. Onun hakkındaki
mevcut bütün bilgi, yaşamı etrafında oluşmuş efsane ve rivayetlerle, bir kısmı cönklerden ve
bir kısmı da halkın sözlü olarak aktardığı deyişlerden elde edilmiştir ki bu da elbette yeterli
değildir.
Şairin hem yaşamı hem de deyişleri ile ilgili olan bu karışıklık, bilgi ve belge azlığı,
var olan bilgileri ayrıştırabilmenin zorluğu nedeniyle, burada Alevî-Bektaşî inançlarından ve
Pir Sultan’a duyulan sevgiden dolayı pek çok şairin aynı adı kullanmasının sonucu olarak
ortaya çıkan Pir Sultan adı taşıyan şairlerin kimler olduklarından ayrı ayrı söz edilmeyecek,
bunların şiirleri birbirinden bağımsız olarak ele alınmayacak, Pir Sultan ve deyişleri başta
Sabahattin Eyuboğlu’nun tespit ettiği “Pir Sultan geleneği”1 içerisinde değerlendirilmeye
çalışılacaktır.
Hakkında anlatılan efsaneler ve söylenen deyişler Pir Sultan’ın yaşamaya ve
şekillenmeye devam edeceğini göstermektedir. Bu da gerçekte var olan Pir Sultan
Abdal’(lar)la halkın kolektif bilincinin oluşturduğu Pir Sulta’ın bütünleştiği ve bir kişiye
dönüştüğü anlamına gelir.2 Asıl önemli olansa bu kolektif bilincin yarattığı dinî kimliğin ve
sanatçı kişiliğin tespit edilmesidir. Bir din ulusu olan, deyişlerinde bir zalimler ve mazlumlar
kafilesi bulunan Pir Sultan iyiliğin, güzelliğin, adaletin sembolü; her şeyden önce bozulmuş
düzene karşı özlediği dünyayı dile getiren ezilen, sömürülen halkın sesidir. Bu yüzden
şiirlerini bir şahsa bağlamak doğru olmadığı gibi, yalnızca bir duruma bağlamak da doğru
değildir. Çünkü halk, onun deyişlerini geçen zaman içerisinde yeni durumlara uydurmuş, bu
da tek bir deyişin bile farklı çeşitlemelerle ortaya çıkmasına neden olmuştur. Dolayısıyla
halkın birikimi ve ortak ruhunun ürünü olan Pir Sultan adıyla söylenen deyişler, kolektif bir
1 Geniş bilgi için bk: Sabahattin Eyüboğlu, Pir Sultan Abdal, Cem Yayınevi Eğitim Dizisi, İstanbul 1977.
2 Geniş bilgi için bk: Frieda Fordham, Jung Psikolojisi, Say Yay., İstanbul 1997.
2
bilincin sonucudur. İşte Pir Sultan geleneği, ilk şeklini Pir Sultan’ın verdiği; ama zamanla
değişen ve çoğalan deyişleri içine alır.
Geniş bir zaman sürecinin gerçeklerinin yansıdığı, son derece gelişmiş bir toplumsal
duyarlık görülen Pir Sultan deyişlerine, her zaman iki dünyanın zıtlığı hakimdir: Üzerinde
yaşanan zalimlerin hüküm sürdüğü, mazlumların ezildiği kokuşmuş dünya ile hayal edilen,
ideal bir toplum ve devlet şeklinde tasarlanan dünya, yani ütopya. Deyişlerde özlenen ve
reddedilen şeklinde özetleyebileceğimiz söz konusu iki temel dünya çok çeşitli biçimlerde
görülür. Bunlarda tasavvuftaki geçici beşerî heveslerden ve beşerî dünyadan kurtulup asıl olan
Tanrı’ya kavuşma ve Tanrısal âleme geçme, beşerî dünyanın Tanrı’nın göndereceği beklenen
idarecisi ile (Mehdî/Şah) kavuşacağı iyi ve güzel günleri hayal etme, geçmişteki yine ilâhî
kimlikli yöneticisi sayesinde -ki bu çoğunlukla Hz. Alî olarak düşünülür- adaletin hakim
olduğu devirleri o günlere yeniden kavuşmayı bekleyerek anma ve yine mevcut dünya
üzerinde aynı tarihî zaman dilimi içerisinde zulmün hakim olduğu bir yerden (Osmanlı
devletinden) insanca bir yaşamın var olduğu bir yere (Safevî devletine) gitme veya zulmü
kaldıracak bir dinî liderin (Şahların) gelmesini umma şeklinde birbirine zıt olarak beşerî-ilâhî
eksende dönen çok katmanlı bir yapı ortaya çıkar. Bu katmanlı yapı, sanatçının yarattığı
eserin okura ulaşması ve okurun bundan farklı anlamlar çıkararak eseri zenginleştirmesi
neticesinde sonu gelmeyen sürekli bir tamamlanma meydana gelmesi fikrini esas alan
alımlama (yorumbilim) kuramına uygun bir değerlendirme yapıldığında anlaşılabilir. Pir
Sultan deyişleri bu tür bir değerlendirmeye son derece uygun olduğu, ancak bu düşünüş
şekliyle tam olarak anlaşılabileceği ve en geniş anlamını bulabileceği için, farklı kişiler
tarafından yapılan değişiklikler, eklentiler ve yorumlarla genişlemiş ve derinleşmiş olan
deyişlerde tespit edilen birbirleriyle tutarlılık arz eden anlamların hiçbiri reddedilemez ve bu
da sanatçının zihninden okurun zihnine geçen ve her ikisinde çoğaldıkça çoğalan çok geniş bir
anlamlar dünyasının kapılarının aralanması anlamına gelir. Dolayısıyla eleştirmen böyle bir
noktada Pir Sultan deyişlerini değerlendirmek için tarihî bilgilerden yararlanabilse bile bu
bilgilere mutlak bir gereklilik duymayacak, “Pir Sultan deyişlerinde aslında neyi anlatmak
istiyordu?” sorusunun cevabı kadar “İnsanlar Pir Sultan deyişlerinde neyi buldular?”
sorusunun cevabı üzerinde duracaktır.
Pir Sultan, deyişlerinde halk özlemlerini ve dertlerini dile getirdiği için, bunlarda
ideolojik bir içeriğin bulunması doğaldır. Özellikle yöneticilerin halka uyguladığı zulüm ve
bunun yarattığı adaletsizlikler, toplumsal eleştirinin en önemli maddesidir. Pir Sultan,
deyişlerinde yeni bir dünya yaratmış ve bu yeni dünya düzenine özlemini siyasî, sosyal,
3
ekonomik olarak bozulmuş devlet ve dünya düzenine ve bu düzenin devamını sağlayan
uygulayıcılarına yani Hızır Paşalara, kadılara, müftülere ve hatta padişaha çok açık bir şekilde
karşı çıkarak göstermiştir:
Şol icra Tanrısı yatmaz uyumaz
Kimsenin hakkını kimsede komaz
Hünkâr sağır olmuş ünümü duymaz
Masumlar boğduran padişahım var3
diyen Pir Sultan’ın, içerisinde propaganda yaptığı söylenen deyişler, ona ait olup
olmadığı kesinlik arz etmeyen ve en tartışmalı olanlardır. Bu nedenle onun sırf bu şiirler
örnek gösterilerek propagandacı olarak bilinmesi doğru değildir. Ama toplumda meydana
gelen birtakım olaylara tanıklık eden ve Pir Sultan’a ait olduğu zannedilen deyişlerin ondan
ayrı düşünülmesi de doğru değildir.
Pir Sultan’ın Osmanlı devlet düzenine karşı geldiğini gösteren deyişleri yaşamı ile
ilgili olarak anlatılan efsaneye bağlanmıştır. Rüşvet yiyen, “yalan yulan” keyfî fetvalar veren
kadıların; şairin asılmasını emreden, haram yemekten korkmayan, hak söyleyeni cezalandıran
zalim düzenin uzantısı durumundaki Hızır Paşa’nın ve düzene yaranmaya çalışanların yani
Yezitlerle dolu bir düzenin karşısında bilinçli, gerçekçi, dirayetli, sömürüye ve haksızlığa baş
eğmeyen mazlum ama mücadeleci bir Pir Sultan vardır. Pir Sultan’ın “yol” kavramı ile hem
kokuştuğu iddia edilen Osmanlı düzenine karşı çıkış yolunu ve hem de tarikat yolunu
kastettiği şeklinde iki ayrı yoruma açık olabilen, ikili düşünce dünyasını çok iyi yansıtan
aşağıdaki deyiş, onun direncini göstermesi açısından önemlidir:
Koyun beni Hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend işte boynum asarsa
3 Ali Balım, Pir Sultan Abdal, Hayatı ve Şiirleri, Emek Basım-Yayınevi, Ankara 1957, s. 18.
4
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan4
Kadılara, müftülere güvenmediği için “Hak davasını” öte dünyaya bırakan Pir Sultan,
orada kendisine Hz. Muhammed’i ve Hz. Alî’yi vekil kılar ve bunu şu dizelerle dile getirir:
Ben de şu dünyaya geldim giderim
Kalsın benim davam divana kalsın
Muhammed Ali'dir benim vekilim
Kalsın benim davam divana kalsın5
Pir Sultan deyişlerinde, devlet düzenini ve toplumun bozulmuşluğunu eleştiren, bu
düzenin yöneticilerini yerden yere vuran, ideal bir topluma özlem duyan ve bu topluma
ulaşmak için gereken mücadelede Osmanlı padişahlarına karşı Safevî şahlarını tutan bir
ideoloji bulmak zor değildir. Bu konuda sözü edilecek çok sayıda deyiş vardır. Ancak
baskıya, yoksulluğa, zulme karşı halkın dili olan Pir Sultan’ın insanı ilgilendiren pek çok
konuda deyişleri vardır. Bu nedenle Pir Sultan’ın çoğunlukla siyasî değerlendirmelere tabi
tutulan deyişlerle bilinmesi yanlıştır. Onun deyişleri inancı ve yaşamı etrafında şekillenmiş ve
bunlarda duygusal, toplumsal ve dinî olan iç içe geçmiştir. Pir Sultan’ın asıl derdi Hak yolunu
anlatmak, tarikat öğretilerini insanlara kavratmaktır. Onun sarı öküzün salın, salın balığın,
balığın deryanın, deryanın ikrarın, ikrarın imanın üzerinde durduğunu anlattığı, sembollerle
kurulu deyişi dünyanın dengesinin temelinde imanın olduğunu ortaya koymasıyla şairin iç
dünyasındaki en önemli meselenin iman olduğunu kanıtlar niteliktedir. Dolayısıyla Pir Sultan
Abdal’ın fikir dünyasının Osmanlı İmparatorluğu karşıtlığı ve Safevî devleti yanlılığı
tespitinden çok daha geniş bir anlamda ve yalnızca ideolojik boyutta değil, bütün bir Pir
Sultan felsefesi içerisinde -özellikle de inanç bağlamında- düşünülmesi gerekir.
Şah’ın, yaşamın, adaletin, sevginin, aydınlığın, mazlumun ve gerçeğin yanında;
Yezit’in, ölümün, zulmün, nefretin, karanlığın ve zalimin karşısında duran bir Alevî-Bektaşî
olan Pir Sultan’ın toplumsal bilinçle yüklü deyişleri de söz konusu zıtlıklar üzerine kuruludur.
Bunlarda zahirî (dış) âlemin değil batınî (iç) âlemin önemli olduğunun vurgulanmış olması
gibi, onların dış mânâlarının değil iç mânâlarının görülebilmesi de çok önemlidir. Deyişlerin
hemen hepsinin iç mânâsında Pir Sultan’ın üzerinde yaşadığı ama karşı çıktığı bozuk düzenli
4 Memet Fuat, Pîr Sultan Abdal Yaşamı Sanatçı Kişiliği Yapıtları, YKY, İstanbul, Haziran 2001, s. 120.
5 Ali Haydar Avcı, Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultan Abdal, Noktakitap, İstanbul 2006, s. 289.
5
dünya ile gerçekleştirmek istediği, inancına dayalı olarak şekil alan ütopik dünya zıtlığı
yatmaktadır. İdeal dünyanın temsilcileri Hz. Alî, Şah, Mehdî gibi, başka bir bedene geçme
yoluyla zaman ve mekân değiştirme anlamına gelen don değiştirme ile birbirlerine karışan
Güruh-ı Naci6den Cenneti hak eden güzel insanlar iken; Cehennemî dünyanın temsilcileri
nefretin ve düşmanlığın doğurduğu, Hakk’ın karşısında lânetli Şeytan’ın yanında duran,
yaşadıkları yeri de sonunda mutlaka gidecekleri Cehenneme çeviren; Muaviye, Yezit,
Mervan, Mülcem, Firavun, Nemrud, Hızır Paşa/Zalim Paşa gibi zulümde birbirlerini
aratmayan, masumların katledilmesinden sorumlu olan sultanlar, valiler, kadılar, müftüler,
paşalar ve asıl hakikati hiçbir zaman anlayamayacak olan sofulardır.
Alevî-Bektaşî geleneği içinde yetişen Pir Sultan’ın deyişlerinde sunduğu ve
gerçekleşeceğine inandığı ütopik dünya, uhrevî bir âlemdir. Bu âlemi kuran kişiler, tasavvuf
ehli olup Hakk’a yaklaşma noktasında farklı aşamalara erişmiş olanlardır. Dolayısıyla ideal
toplum düzeninin kurulabilmesi için insanların tarikata girmiş, tasavvuf anlayışına sahip
kişiler olmaları ve insan-ı kâmil olmayı başarabilmeleri gerekir. Bu, üzerinde yaşanan
dünyanın Cennet benzeri kutsal bir yere, ideal dünyaya dönüşmesi için, olması gereken bir
durumdur. Bu nedenle deyişlerde en aşağı olanından Tanrı’ya ulaşıp onda yok olarak kendini
var etmeyi başaranına kadar çeşitli insan tipleri belli bir silsile halinde derecelerine göre âdeta
geçit töreni yaparlar.
İdeal dünyanın yöneticisi olarak düşünülecek kişi mutlaka bir Şah’tır. Ancak Şah,
farklı kimliklerde ortaya çıkabilir. Her zaman Hakk’ı gözeten Şah, bazen Hakk’ın kendisi
iken, bazen Hz. Muhammed, bazen Hz. Alî, bazen Hz. Alî’nin soyundan gelen On İki
İmamlardan biridir. Ayrıca Alevî-Bektaşîlerin Hz. Muhammed’in “O şahıs dünyayı zulümle
dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.” hadisinde sözünü ettiği, şeytanî bir düzen kurmaya
çalışan Deccal’ın hakkından gelecek; tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk ve
refah getirecek kutlu bir şahıs olarak yorumlanan Mehdî’nin de On İki İmamın sonuncusu,
babası Hasan Askerî’nin ölümünden sonra halktan gizlenen İmam Muhammed Mehdî (868-?)
olduğuna inanırlar. Ona “Mehdî-i Muntazar” (Beklenen Mehdî) denmesi bundandır. “Şah”
kavramı gibi “Mehdî” kavramı da âdeta beden değiştirebilen bir ruhtur ve geçişken bir özellik
taşır. Bu nedenle Pir Sultan deyişlerinde yalnızca Şah’a değil aynı biçimde Mehdî’ye de umut
bağlanır.
6 Kurtulmuş topluluk. Muhammed Peygamber'in, “Ümmetim yetmiş üç bölüğe ayrılacak, hepsi de
cehennemdedir, ancak bir bölüğü cennetliktir, kurtulmuştur." dediği söylenir. Alevi - Bektaşiler, bu kurtulmuş
bölüğün, kendileri olduğunu iddia ederler. (Muhibe Akarsu, “Alevi-Bektaşilikte Sayılar Olgusu”,
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ])
6
Pir Sultan deyişlerinde açık bir şekilde fark edilen var olan ve ideal olan bu iki
dünyanın nitelikleri, onların temsilcileri konumunda olan şahıslarla anlatılır. Bir tarafın lideri
Şah veya Mehdî iken, diğer tarafın lideri Yezit’tir. Tıpkı Şah ve Mehdî’de olduğu gibi
Yezit’le kast edilen de bir kişiden çok bir roldür ki Yezit’e kötü rol biçilmiştir. Fakat burada
bile ikisi arasında önemli bir ayrım yapılmıştır. Şah veya Mehdî don değiştirme kerameti ile
farklı kişiler veya varlıklar ortaya çıkabiliyorken, Yezit’in böyle bir kerameti yoktur. Yezitler
her dönemde vardır ve onlara gücü yetecek bir Şah ya da Mehdî de Tanrı tarafından her
zaman gönderilir. Pir Sultan’ın birbirine zıt bu iki şahıs kadrosuna karşı duruşu, Hz. Ali’ye
uyanlara sevgi ve dostluk gösterme anlamına gelen “teberra” ve Hz. Ali’ye uymayanlara
düşmanlık besleme anlamlarına gelen “tevella”7 kelimeleri ile izah edilir. Ayrıca Hakk’ın
yanında duran her kişi Muhammed-Alî ayrılmazlığı anlayışına göre hareket eder.
“Şah”ın Hz. Alî olduğuna inanan Pir Sultan çoğu zaman Yezit’e ve Yezitlere lânet
eder. Söz konusu Şahlar-Yezitler karşılaştırması birçok deyişte son derece belirgindir. Pir
Sultan deyişlerinde her şahı ayrı ayrı anar, “Şahlar” şeklinde bir ifadeyi tercih etmezken,
“Yezitler” ifadesine çok fazla yer verir. Hz. Alî’yi düşman kabul edip Hz. Hüseyin’i şehit
eden, Hz. Hasan’ı zehirleyen ve başta birçok imam olmak üzere mübarek şahsiyeti öldüren
Muaviye soyu, Yezitlerin/Yezitliğin soyudur. Muaviye soyunun yaptığı zulümlere verilecek
en güzel karşılık, onların dergâhtan sürülmesidir. Çünkü kovulacakları dergâh, Tanrı’nın
dergâhıdır. Yezit’ten ve Yezitlerden kurtuluşun ise tek bir yolu vardır. O da aşağıdaki deyişte
de söylendiği gibi eli Zülfikârlı Alî’nin kendisine inananlarla birlikte savaşmasıdır:
Tabipsiz yaraya merhem sarılmaz
Mürşit olmayınca pire varılmaz
Yüz bin tabur kursan Yezit kırılmaz
Eli Zülfikârlı Al’olmayınca8
Pir Sultan deyişlerinde Şah/Mehdî kavramı, Hak-Muhammed-Alî birliğinden
başlayan, On İki İmamı -özellikle de son imam Muhammed Mehdî’yi- içine alan; kimi tarikat
ulularına, İran Şahlarına ve hatta Anadolu’da isyan eden 1516-1527 yılları arasında Hacı
Bektaş Postnişini olan Kalender Şah gibi bazı isyancılara kadar giden hiyerarşik bir düzen
içerisinde düşünülmesi gereken, büyük bir anlam genişlemesine uğrayarak daha çok idealize
edilmiş manevî bir dünyanın gerçek bilgiye ulaşmış sultanını ve kutsallığı olan kurtarıcı kişiyi
7 Memet Fuat, a.g.e., 27, 28.
8 Esat Korkmaz, Pir Sultan Abdal, Üçüncü Ölmem Bu Hain, Alev Yay., İstanbul, Nisan 2005, s. 100.
7
sembolize eden soyut bir kavramdır. “Şah’a gitmek” ifadesi ile yalnızca Safevî devletini
yöneten Şah İsmail, Şah Tahmasb gibi İran şahlarının huzuruna çıkmak değil, kutsallığı olan
ideal dünyanın -bir anlamda Cennetin- yine kutsallığı olan liderinin/Şah’ının huzuruna
çıkmak, bunun için Hakk’ın yolunda yürümek, böylece de maddî ve manevî anlamda huzura
kavuşmak kastedilir.
Don değiştirme kerameti ile Şah’ın/Mehdî’nin her dönemde var olması ve Sahib-i
Zaman olması, Pir Sultan’da sıkça görülür. Burada zincirleme bir geçiş söz konusudur.
Sözgelimi Hz. Alî Hacı Bektaş Veli’nin donunda zamanın sahibi olarak ortaya çıkabiliyorken,
Hacı Bektaş Veli de başka bir donda ortaya çıkabilir. Aşağıdaki dörtlükte Hz. Ali ile
bütünleşme motifi işlenmiştir:
Pir Sultan'ım şu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali'yim Ali ben’im9
Şahlar Şahı Hz. Alî’nin kimliği, Alevî-Bektaşî kültüründe önem arz eden birçok kişiye
taşınmış, onun etrafında bir dünya şekillenmiş ve Hz. Alî âdeta kutlu bir şahıs olmaktan öte
bir Tanrı’ya dönüşmüştür. Çünkü Alî âlemin özüdür Pir Sultan’da Hz. Alî sevgisi Tanrı
sevgisine benzer. Bu sevginin büyüklüğü de bazen onunla bütünleşmeyi doğurur. Tanrısal
aşkla yanıp kavrulan Pir Sultan, özlemle Hz. Muhammed’in nurunu, Şah-ı Merdan Alî’nin
yerini arar. Onda Şah’a duyulan özlem çok büyüktür:
Şah’ın ayağına varsam
Hayırlı gülbengin alsam
Kızıl Irmağa gark olsam
Çağlasam aksam yalınız10
Pir Sultan Hz Ali devrini özlemle anar, ayrıca On İki İmam’ın sonuncusu Muhammed
Mehdî’nin de dünyaya yeniden geleceğine ve insanlığa tıpkı Hz. Alî devrinde olduğu gibi
adalet getireceğine inanır Bu inanç aşağıdaki deyişte kendisini göstermektedir:
Hasan-ül Askeri Mehdi
9 Ali Balım, a.g.e., s. 66, 67.
10 Cahit Öztelli, Pir Sultan Abdal -Bütün Şiirleri-, Milliyet Yayınları, İstanbul 1974, s. 361.
8
Var idi gelmeye ahdı
Yıkılsın Yezid’in tahtı
On’ki İmam Ali Ali11
Şair aşağıdaki dörtlüklerde beklentisini artık bozuk düzene karşı sabrı taşmak
üzereymiş gibi sert bir dille ifade eder:
Mehdi Dede’m gelse gerek
Âli divan kursa gerek
Haksızları kırsa gerek
İntikamın ala bir gün
Pir Sultan'ın işi âhtır
İntizarım güzel Şahtır
Mülk iyesi padişahtır
Mülke sahip ola bir gün12
SONUÇ
Bütün bu anlatılanlar ışığında Pir Sultan’la ilgili olarak varacağımız sonuç şudur:
Toplumsal şuurun aktarımı sonucu tarihî ögelerle birleşerek kendi dönemiyle birlikte
geleceğe farklı bilgilerle birikerek ve çoğalarak taşınan Pir Sultan, tasarladığı -iç dünyasının
yansıması- olan ütopik dünyaya çok büyük bir özlem duyan ve bu dünyaya ulaşmak için türlü
şekillerde çaba gösteren bir ozandır.
Pir Sultan’a ait olduğu düşünülen ve dinî, siyasî, sosyal, ekonomik, duygusal olmak
üzere her anlamda duyarlığın yansıdığı deyişlerine düzeni bozuk gerçek dünya ile hayalî ideal
dünyanın zıtlığı hakim durumdadır. Bu görüşe değişik açılardan bakıldığında insanın yaşadığı
beşerî dünya ile manevî bir iklim olarak düşünülen Tanrısal karakterli öte dünya, gerçek
dünya üzerinde Hakk’ı gözeten ve gözetmeyenlerin kurmuş olduğu iyi ve kötü nitelikli
dünyalar ve bu dünyaların geçmişte olmuş ve gelecekte olabilecek farklı durumları gibi büyük
bir karşıtlık ortaya çıkar. Şah-Yezit, melek-şeytan, zalim-mazlûm, yaşam-ölüm, zulüm-adalet,
Cennet-Cehennem, sevgi-nefret, gerçek-yalan gibi karşıt kavramlar “bülbül-karga” gibi alt
11 Ali Haydar Avcı, a.g.e., s. 480.
12 A.g.e., s. 346.
9
kademelere kadar inerek söz konusu dünyaları şekillendirir. Deyişlerdeki bu geniş anlam
dünyası içerisinde Osmanlı düşmanlığı-Safevî yanlılığı meselesi yalnızca bir ve en alt anlam
katmanı ile ilgilidir.
Deyişlerindeki ideoloji söz konusu alt katmana bağlı olarak irdelendiğinde Pir
Sultan’ın “iki devlet karşısında olması” durumu ile kastedilen, bir karşı olma durumundan çok
bir duruş sergilemedir. Bu duruşta Pir Sultan bir taraftan Osmanlı düzeni içerisinde yaşayıp
bu düzeni beğenmeyerek adalet arayışı içerisine girerken, diğer taraftan yerini yurdunu terk
etmeden umudunu Şahlara bağlar. Burada bir aidiyet-sahibiyet meselesi vardır. Dönemindeki
diğer Alevî-Bektaşîlerin durumunu da sembolize eden Pir Sultan, ne içerisinde yaşadığı
Osmanlı düzeniyle ne de inanç birliği nedeniyle umudunu bağladığı Safevî devletiyle tam
olarak bütünleşebilmiştir. Üstelik bu iki devletin Pir Sultan’a ve onun gibilere gerçek anlamda
sahip çıktığı da söylenemez. Deyişlerde Şahlara karşı duyulan sevginin yanında ince bir hayal
kırıklığının da -Osmanlı yöneticilerinin yergisi kadar olmasa bile- sezdirildiği inkâr edilemez.
Bu nedenle Osmanlı siyasetini onaylamamış olduğu düşünülen Pir Sultan’ın Safevî siyasetini
ne kadar onayladığı kesin değildir. Dolayısıyla Pir Sultan’ın nereye ne kadar ait olduğu veya
nereye ne kadar yabancı olduğu sorgulandığında, Osmanlı kimliği düşmanlılığı ile değil
Osmanlı siyaseti ve Sünnî düşmanlığı ile ve Fars dostluğu ile değil Türkmen ve Şiî dostluğu
ile karşılaşılır.
Pir Sultan’ın Şahların hüküm sürdüğü devlet ve dünya düzenini özlediği, “Şah”
kelimesi çok geniş bir anlamda düşünülerek söylenmelidir. Bugün efsanelere dayalı yaşamı,
türlü yönlerden değişime uğramış ve başka şairlerle birbirine karıştığı için okur merkezli
eleştiri kuramlarıyla değerlendirilmesi gereken deyişleriyle Anadolu halkı arasında canlılığını
koruyan ve dünyaya açılan Pir Sultan’da inanç her şeyden önce geldiği için, o en başta
inancının propagandacısıdır. Onun düşünce yapısından kaynaklanan ve dilinden dökülen
âdeta özet niteliğindeki şu mısralar insanlara en önemli mesajı, yaptığı en büyük
propagandasıdır:
Koyup dünya davasını
Hakk’a verip sevdasını
Doğrulayıp öz nefsini
Şeytanı öldüren gelsin13
13 Memet Fuat, a.g.e., s. 96.
Paylas

Konu sinbas tarafından (23-06-2011 Saat 21:14 ) değiştirilmiştir.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2011, 20:55   #2
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart

1

PİR SULTAN ABDAL’IN DEYİŞLERİNDE ANİMİZMİN ve İSLÂMİYET öNCESİ

ESKİ TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ

Kaynak:

İmla hataları olabilir,Lütfen !!!
Kaynağından okuyunuz.
sinbas®
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]

Gülseren ÖZDEMİR

ÖZET


Bu bildiride Türk edebiyatının önemli yapı taşlarından biri olan, başta Anadolu

olmak üzere geniş bir coğrafyada tanınan, yaşamı ve kişiliğiyle halkın dilinde

efsaneye dönüşş ve Alevi-Bektaşi edebiyatının -Alevilerce ulu sayılan- yedi büyük

şairinden biri olan Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde görülen animizm etkileri üzerinde

durulacaktır.

Pir Sultan deyişlerinde, Alevi-Bektaşi kültürü ve inançlarıyla temellenmiş

tasarlanmış ideal dünyanın lideri olan “Şah’ın/Mehdî”nin başka bir bedene geçme

yoluyla zaman ve mekân değiştirmesi ve “sâhib-zamân” olması motifi başta olmak üzere; yaşayan ya da cisminden kurtulup manevî âleme göçmüş, ruhu sonsuza kadar var olacak olan kutlu


şahısların -özellikle de Hacı Bektaş Veli’nin- çeşitli hayvan donlarına girebilmesi ve kendilerinden yardım bekleyen, aman dileyen Hak dostlarına

yardıma gidebilmesi gibi özellikler çok sık görülür. Bu önemli unsurlar söz konusu

deyişlerde, insanlık tarihinin bilinen en eski inanç sistemlerinden olan, “canlıcılık”veya “ruhçuluk” olarak tanımlanan; ölenlerin ruhlarının tamamen yok olmayıp bunların yaşayanlar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerinin bulunduğu anlayışını,

doğadaki bütün unsurların canlılığını ve tenasühü esas alan animizmin ve Türklerin

animizm sonrası benimsemiş olduğu inançların etkisi olduğunu göstermektedir.

Bildiride öncelikle animizm hakkında kısaca bilgi verilecek, daha sonra bu inanç sisteminin Pir Sultan Abdal’ın şiirlerine eski Türk inançları yoluyla geçen etkileri,karşılaştırma yöntemiyle ve başta tenasüh ve don değiştirme kavramları irdelenerektespit edilmeye çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Pir Sultan Abdal, animizm, tenasüh, don değiştirme, atalar kültü,tabiat kültleri




E.Ü. Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü, İzmir.

2


THE PR


İNTS of ANIMISM and THE PRE-ISLAMIC ANCIENT TURKIC

BELIEFS ON PIR SULTAN ABDAL’S POEMS


ABSTRACT


Pir Sultan Abdal is a poet, who has an important place in the Turkish


literature. He has been known worldwide but especially in Turkey and the Middle


Anatolia. His life and humanity was made legendary by Turkish people. He has been


one of the seven major poets in the literature of Alevi-Bekta


şi, whom were

considered as holy by Alevis and Bekta


şis. In this paper, the effects of animism on Pir

Sultan Abdal’s poems is tried to be analyzed.


In Abdal’s folk poems, there is an optimum world, which was idealized and


based upon the beliefs and culture of Alevi-Bekta


şi. “Şah” or “Mehdi”, who is the

leader of this optimum world, has the ability to change the history and locality of his


own and become the head of time via reincarnation in these folk poems. Both the


alive or the dead holy people, whose spirit became eternal such as Hac


ı Bektaş Veli,

can transform their bodies to various animal bodies. And those people can help to the


people still in this world, who are believed and loved in God and are oppressed.


These themes prove the effects of animism that is one of the familiar oldest beliefs of


the history of mankind on Pir Sultan’s folk poems. Animism believes to the fact that


everything in nature has a soul. According to animism, souls of dead people don’t


disappear forever, instead those souls are remained to affect the alive ones in a


positive or negative manner. Animism is based on the reincarnation and liveliness of


all elements in nature. These beliefs in animism and those one which were adopted by


Turks in post-animism period are resembled to the above mentioned themes in the


folk poems of Pir Sultan Abdal. In this paper, I would first like to provide the


definition of animism and then I like to point out the effects of animism which are


identified via ancient beliefs Turkic on folk poems of Pir Sultan.


Key Words: animism, reincarnation, metamorphosis, cult of ancestor, cults of nature


Dinlerin bir evrim sonucu ortaya ç


ıktığı anlayışını savunanlar için animizm, natürizm

ve totemizmden hangisinin daha önce geldi


ği tartışma konusu olmakla birlikte, genel kabul

ilk inanç sisteminin animizm oldu


ğu yönündedir. Bu yönde görüş bildiren araştırmacılardan

biri olan “


İngiliz antropolog Edward Burnette Tylor’ın 1871 senesinde ilk olarak Latince

‘ruh/tin’ anlam


ına gelen ‘anima’ sözcüğünden türeterek ‘ruhsal varlıklara inanma’ anlamında

3


kulland


ığı” (Dinler Tarihi Ansiklopedisi, 1976: 10) animizm, insan ve tabiat arasındaki birlik

ve bütünlük görü


şünden doğmuştur. Animizmde doğadaki tüm varlıklar arasında bir ilişki ve

bu ili


şkiden doğan bir bütünlük söz konusudur. Ruhlar bedenin ölümünden sonra yaşamaya

devam eder ve en a


şağı dereceden Tanrı’ya kadar giden bir hiyerarşik yapı meydana getirirler.

Böylece do


ğada farklı dereceden güçler ortaya çıkar.

Freud (1999: 134-161), felsefecilerin insanl


ık tarihini animistik dönem, dini dönem ve

en son da bilimsel dönem olmak üzere üçe ay


ırdıklarını, birbiri ardından gelen bu üç

a


şamanın genel özellikleri göz önünde tutularak animizmin kendisinin henüz bir din

olmad


ığını, ancak daha sonraki dini doğuracak ilk şartları içinde taşıdığını söyler.

Animizmden sonraki evrelerde geli


şmiş inanç sistemlerinden biri olan Şamanizm,

animizmden önemli unsurlar ta


şımaktadır. İnsanlar da dahil olmak üzere varlıkların ruh

bak


ımından değil, beden bakımından birbirlerinden ayrı olduğu görüşü bunların başında gelir.

Ba


şta Çin, Hint ve İran olmak üzere çok farklı kültürlerle temasları sonucu değişik dinlerin

etkisi alt


ında kalan Türkler, genelde animizmle temellenmiş olan Şamanist inançlara sahip

olmu


şlardır. “Yüzyıllarca Türk boyları arasında tutunan, her şeyin maddî ve ruhî olmak üzere

iki varl


ıkla temsil edilmekte olduğunu açıklayan, animizm ve natürizmin esaslarına dayanarak

geli


şmiş, bir din olmaktan ziyade bir mezhep manzarası göstermiş olan Şamanizmde karşılıklı

çarp


ışan, birbirine zıt iki kuvvet veya Tanrı görülür.” (Uraz, 1967: 144-145) Ruhların

bedenlerini terk ettikten yani ölüm olay


ından sonra dünyadaki varlıklarının ortadan

kalkmad


ığına; insanlar ve başka varlıklar üzerinde etkili olma, onlara iyilik ve kötülük

yapabilme özellikleri oldu


ğuna; kötü ruhların yer altı âlemine, iyi ruhların ise gök âlemine ait

oldu


ğuna inanılan Şamanizmde kötü ruhları kovmak amacıyla yapılan dualar ve dinî törenler

oldukça fazlad


ır.

Türkler bugün de uzun bir süre ya


şam tarzı haline getirmiş oldukları Şamanizm ve bir

süre kabul ettikleri Budizm ve Maniheizm etkisinden kurtulamad


ıklarını gösteren birçok

davran


ış ve inancı devam ettirmektedirler. Özellikle kökeni ve tarihî gelişimi konusunda kesin

bir


şey söylemek zor olsa da zengin bir kültürel sentezin sonucu olan Alevi-Bektaşi

kültürünün bu gelenek ve inançlar


ı daha belirgin bir şekilde yansıtması doğaldır. Elbette bu

kültürde sadece animizmle temellenen


Şamanist inançların değil Türklerin kabul ettikleri veya

etkilendikleri ba


şka dinlerin de tesirini görmenin mümkün olduğunu gözardı etmemek

gerekir. “Hindistan kökenli Budizmin, özellikle temel inanc


ı canlıların öldükten sonra -kutsal

âlemi, ebedî mutlulu


ğu temsil eden Nirvana’ya ulaşıncaya kadar- değişik kalıplarda birçok

4


kez yeniden dünyaya gelmesini esas alan tenasüh inanc


ı ile Alevi-Bektaşi kültüründeki etkisi

büyük olmu


ştur.” (Artun, 2007).

Ruhun ölümsüz oldu


ğu, başka varlıklara girebilmek suretiyle beden değiştirebildiği ve

belli bir olgunlu


ğa ulaşana kadar varlığını bu şekilde devam ettirebildiği; buna bağlı olarak da

bütün varl


ıkların canlı olduğu ve doğada birbirine zıt güçler -iyi ve kötü ruhlar- bulunduğu

gibi animizm kaynakl


ı anlayışların eski Türklerdeki Gök Tanrı inancı yanında önemli yer

tutan “atalar kültü” ve “tabiat kültleri” ile olan büyük benzerli


ği Pir Sultan Abdal’ın

deyi


şlerini animizmin nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır.

Bunlardan insanlar


ın “ruh” kavramını algılayışı ile bağlantılı olan, bütün ilkel dinlerde

önemli yer tutan “atalar kültü” Türklerin en eski inançlar


ından biridir. Bu inanca göre atalar

öldükten sonra ailesine yard


ım edebilir veya kötülük yapabilirler. Ataları unutmamak ve

onlardan sayg


ıyı eksik etmemek, onların gazabından korkmak gerekir. Daha çok ölmüş atalar

için kurban sunma


şeklinde bilinen bu inancın günlük yaşama yansımış birçok ayrıntısı vardır.

Çünkü ölümünden önce güç, yetenek ve mevki bak


ımından önemli olan kişi, öldükten sonra

da her türlü sayg


ıyı hak eder. Dinî kuralların, törelerin, gelenek ve göreneklerin yaşayanlarca

korunup korunmamas


ı, ataların iyiliğine veya gazabına neden olabilir. “Ruhun bir bedenden

ba


şka bir bedene geçmesi anlamına gelen tenasüh inancının Türkler tarafından kabul

edilmesinde önemli rolü bulunan” (Ocak, 2007: 64) atalarla ilgili bu dü


şünüş, İslâmiyetle

birlikte biraz de


ğişmiş olsa da ortadan kalkmamış, ölmüş olan kutlu şahısların mezarlarının

ziyaret edilerek onlardan yard


ım istenmesi şeklinde devam etmiştir. Özellikle Alevi-Bektaşi

kültüründe hem ya


şamakta olan hem de ölmüş olan ulu kişilerin insanlar üzerinde pozitif

yahut negatif bir etkisi oldu


ğu inancı çok güçlüdür. Bu nedenle onların öfkesine maruz

kalmamaya dikkat edilir ve onlardan daima yard


ım dilenir.

Dünyay


ı Alevi-Bektaşi kültürüyle kaynaşmış bir tasavvuf inancı ile yorumlayıp

anlamland


ıran Pir Sultan Abdal’ın eserlerinde animizmi ve Şamanizmi andırır biçimde iyi ve

kötü nitelikli do


ğa güçlerinin karşılığı olup, bedenen ölmüş olduğu halde bu dünya ile

ba


ğlantısını koparmayın; insanlar, durumlar ve olaylar hakkında taraf olan iyi ve kötü ruhlar

vard


ır. Her iki grup da belli derecelere ayrılarak birbirlerinden farklı konumlarda bulunurlar.

Bir tarafta lânetli


Şeytanın düşmanı, Hakk’ın dostu olup adından aşkla ve sevgiyle söz edilen

Ş


ahlar, üçler, yediler, kırklar, üç yüzler, ârifler, muhipler içinde düşünülen peygamberler,

melekler, ehl-i beyt, on iki imam


1, evliyalar, erenler, abdallar, seyyidler, gaziler olarak

1

Konu sinbas tarafından (23-06-2011 Saat 21:13 ) değiştirilmiştir.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2011, 20:57   #3
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart

1
On İki İmam sırayla şunlardır: Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynel Abîdin, Muhammed Bakır, Cafer-üs-Sadık, Musa
Kâz
ım, Ali Rıza, Muhammed Takı, Ali Nakî, Hasan Askeri, Muhammed Mehdi.

5
“güruh-
ı naci”2 vardır. Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde adı çok sık geçen kutlu şahıslar,
Alevi-Bekta
şi tarikat geleneği içerisindeki mertebe sıralamasına göre önem kazanırlar. Bu
gelene
ğe göre evreni bir kutbun ve ona bağlı iki kişinin -ki bunlar üçleri meydana getirir-,
bunlardan sonra gelen yedilerin, k
ırkların ve en sonra gelen üç yüzlerin yönettiğine inanılır.
Söz konusu ki
şiler tasavvuftaki şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kapılarından, mertebelerine
göre geçi
ş yapmışlardır. Dört kapının her birine bağlı on makam, kırkları meydana getirir.
K
ırkların başı ise Hz. Ali kabul edilir.
Bir nevi Cennet mahiyetindeki idealize edilmi
ş dünyanın bu kutlu şahıslarının
kar
şısında, Hakk’ın düşmanı, lânetli şeytanın dostu olan; Muaviye, Yezit, Mervan,
Mülcemo
ğlu, Şimir, Firavun, Nemrud, Hızır Paşa gibi zalimler ve çoğu zaman bu gruptan
olan müftüler, valiler, kad
ılar, paşalar, sultanlar ve gönül gözü kör sofular yer alır. Işık
âleminin lideri “
Şah” veya “Mehdi” iken, zulmet âleminin lideri Yezit’tir. Her dönemin bir
Şah’ı/Mehdi”si ve onun yanında duran Hak dostları olduğu gibi yine her dönemin bir Yezit’i
ve onun zalim yanda
şları vardır. Dünyaya gelecek olan Mehdî ile Deccal da bu iyi-kötü
mücadelesinde son halkay
ı temsil ederler. Pir Sultan deyişleri daima iyi olan ile kötü olanın
z
ıtlığını göstermeye dayalı olarak kurulur. Bu deyişlerde “Hz. Ali ve on iki imam eski
Türklerdeki Ülgen Ataya ve o
ğullarına Yezit ise Erlik’e karşılık gelmektedir.” (Yörükân,
2005: 95)
Kendisi, ya
şadığı toplum, inananlar ve bütün dünya için bir kurtarıcı beklemekte olan
Pir Sultan Abdal’
ın deyişlerinde “gel, yetiş, medet, mürvet/mürüvvet3, kerem, dertli, derman,
tabip, dert, çare, imdat, merhem”, en çok geçen sözcüklerdir. Bunlarda Yezitlerin zulmüne
kar
şı Şahlardan, ölmüş ya da yaşayan erenlerden, Muhammed peygamberden ve diğer
peygamberlerden,
Şah-ı Merdan Ali’den, Hz. Hüseyin’den ve diğer imamlardan, Hacı Bektaş

Veli’den, Bozatl
ı Hızır’dan, Şah Seyit Ali ve Şeyh Hasan gibi Alevi-Bektaşiliğin ünlü
gazilerinden/erenlerinden ve “ar
şı kürsi cüml’alemi yaradan”dan sık sık aman dilenir. Pir
Sultan Abdal a
şağıdaki deyişinde, hem Muhammed’ten hem Ali’den hem de erenlerden iyilik
iste
ğinde bulunmaktadır:
Ak gül Muhammed’in terinden
Kerem Muhammed’den mürvet Ali’den
Pir Sultan’
ım böyle gördük uludan

2
“Kurtulmuş topluluk” anlamına gelir. Hz. Muhammed ümmetinin yetmiş üç parçaya ayrılacağını, içlerinden
yaln
ız birinin yani “Güruh-ı Naci”nin kurtulacağını, öbürlerinin cehenneme gideceğini söylemiştir.

3
Yiğitlik, mertlik, iyilikseverlik, cömertlik.

6
Bin kân
ım var bir mürüvvet erenler (Avcı, 2006: 648)
Pir Sultan’
ın deyişlerinde ideal toplum düzenini kuracak insan tipi ahdinde duran, mert
oland
ır. Ama toplum din ve inanç konusunda bile çıkarına göre hareket eden ikiyüzlü
insanlarla doludur. Erenler bu türden insanlara kar
şı kahredici olabilirler:
Yürü bre yürü yoldan dönücü
Erenlerin kahr
ı üstüne olsun
U
ğrasın boynuna Şah’ın kılıcı

Erenlerin kahr
ı üstüne olsun (Avcı, 2006: 613)
Pir Sultan Abdal animizm kaynakl
ı inanç sistemlerindeki iyi ve kötü ruhlara benzer

ş
ekilde Şahlar-Yezitler zıtlığını son derece belirgin kıldığı deyişlerinde, “Şah” kimliği taşıyan
kutlu
şahısların karşısında duran Yezit’e ve Yezitlere düşmanlığını her zaman açıkça ortaya
koyar. Kendini Hüseynî ve Alevî olarak tan
ıtan, inançları uğruna canını veren bir mümin olan
Pir Sultan, asla Yezitlerden korkmaz. Onlarla mücadeleden hiçbir zaman çekinmeyece
ğini, bu
yolda can
ını ortaya koyacağını, Şah-ı Merdan Ali’nin yolundan ayrılmayacağını belirtir.
A
şağıdaki dörtlükte öyle coşar ki âdeta bir mahşer manzarası çizer ve Yezit’in kanının
intikam duygusuyla, kendi kan
ının ise Ali aşkıyla dökülmesini istediğini söyler:
Sûr çal
ınsın, halk çekilsin
Yezit meydana y
ıkılsın
Senin a
şkınla dökülsün
Kan
ım hey Murtaza Ali (Avcı, 2006: 478)
Tanr
ı’nın adaletine inanan Pir Sultan, O’nun Yezitlere ve müminlere neyi lâyık
gördü
ğünü bilmektedir. Çünkü her şeyin üstünde düşünen akıllı bir ruh vardır. Arkaik
dönemde kötü ruhlar
ın yer altı âlemine gönderildiklerine inanılması gibi, Pir Sultan’a göre de
Yezitler hak ettikleri cezaya mutlaka çarpt
ırılacaklardır:
Yezid’e verildi cevr ile cefa
Mümine verildi zevk ile sefa
Bunda inanmazlar sözünüz hava
Yalan gerçek ile gözlenmeyince (Avc
ı, 2006: 415)
7
Pir Sultan deyi
şlerinde “Şahlar” şeklinde bir ifade kullanılmaz, “Şah” kimliği taşıyan
her bir
şahıstan tek tek söz edilirken “Yezitler” ifadesi çok sık görülür. Bunun nedeni Şahların
birbirlerinin bedenlerine girebilme kerametlerine kar
şılık Yezitlerin böyle bir keramete sahip
olmamalar
ı ama Yezitlik ruhunun da iyiliğe karşı her zaman var olmuş ve olacak olan kötülük
gibi ya
şamasıdır. Bu anlatım değişikliğinin nedeni iyi ve kötünün mücadelesi vurgulanırken
Yezitlerin
şahıs olarak hiçbir değer taşımadıklarının da hatırlatılmak istenmesidir. Pir Sultan
için Yezit’ten kurtulu
şun bir tek yolu vardır. O da eli Zülfikârlı Ali’nin kendisine inananlarla
birlikte sava
şmasıdır. Pir Sultan “Şah”ın gelip Yezitleri ortadan kaldıracağı umudunu asla
yitirmez:
Gafil olman hey erenler
Gelen Murtaza Ali’dir
Yezide bât
ın kılıcı

Çalan Murtaza Ali’dir (Öztelli, 1974: 104)
Pir Sultan’daki “
Şah”ın bir gün mutlaka gelip mazlumları kurtaracağı ve ideal düzeni
kuraca
ğı şüncesi tenasüh (reenkarnasyon) inancından gelmektedir. Genel ve kaba bir
tarifle, beden öldükten sonra ruhun ba
şka bir bedene geçmek suretiyle hayatını sürdürmesi

ş
eklinde ifade edilebilecek olan tenâsüh, bugüne dek farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
Animizmin de esas unsurlar
ından biri olan, tarihi oldukça eskiye götürülebilen bu inanç,
Hinduizmle dünyan
ın birçok yerine yayılmıştır. Özellikle de “tenâsühü kendi doktrininin
temeli yapm
ış olan Budizmde” (Ocak, 2007: 184) ölen insan bedeninden çıkan ruhun daha
önceki ya
şantısında yaptığı iyilik ve kötülüklerden sorumlu olduğuna, buna göre ödül veya
ceza anlam
ına gelebilecek bir şekilde alçalma ya da yükselmeye maruz kalarak yeni bir
bedene sahip olaca
ğına inanılır. Bütün bunlar insan için bir nevi arınma anlamına gelir ve
gerekli oldu
ğu için de yaşanır. “Tenasühe inanan eski filozoflara göre, ölümden sonra kemale
eri
şmiş ruhlar kurtulur ve kudsî âleme varırlar. Fakat olgunlaşması tamamlanmamış olanlar
ba
şka varlıkların bedenlerini dolaşır, ahlakî ve ilmî bakımdan nihayete erişinceye kadar bir
bedenden di
ğer bir bedene geçerler. Kemalini tamamlayınca da bedenlere bağlı kalmaktan
kurtulurlar.” (
İslâm Ansiklopedisi,1997) Musevîlik, Hristiyanlık ve İslâmiyet gibi büyük
dinler taraf
ından reddedilen bu inanca, Alevilik-Bektaşilik gibi İslâmî bazı tarikatlarda canlı

bir
şekilde rastlanmaktadır. Hz. Ali’nin farklı insanların bedenlerinde yaşadığını, varlığını

sürdürdü
ğünü anlatan birçok Alevi-Bektaşi nefesi vardır. Bu kültürün önemli şahıslarından ve
8
yedi büyük
şairinden biri olan Şah İsmail Hatayî’nin4 aşağıdaki deyişinde söz konusu durum
ıkça görülmektedir:
Hataî’yem al atluyam
Sözü
şekkerden datluyam
Murtaza Ali zatluyam
Gaziler deyin
şah menem (Memmedov, 1966: 380)

Şah İ
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2011, 20:59   #4
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart

Gaziler deyin
şah menem (Memmedov, 1966: 380)

Ş
ah İsmail Hatayî, Pir Sultan ve Kul Himmet’in Yıldız dağında buluşup dem-devran
geçirdiklerini, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen, Kul Himmet’in köyü Varz
ıl’da İrfan
Çoban’
ın derlediği anlatı (Kaygusuz, 2007), tenasühün halk söylencelerine de yansımış
ş
eklidir. Söylencede Hz. Hüseyin, Hz. Hasan ve Hz. Ali’nin Kul Himmet, Pir Sultan Abdal ve

Ş
ah İsmail’in donlarında bir araya getirilmiş olmaları elbette tesadüfî değildir. Bu durum
Alevi-Bekta
şi kültüründeki çok derin bir inancın göstergesidir.
Alevi-Bekta
şi tarikatında mücadele, bütün tarikatlarda olduğu gibi beğenilmeyen
mevcut düzenin ve durumun de
ğişimi için verilir. İdeal dünyanın lideri farklı kimliklerde
ortaya ç
ıkabilen “Şah”tır. Bazen Hakk, bazen Muhammet, bazen Ali, bazen de Ali’nin
soyundan gelen on iki imamlardan ve di
ğer kutlu şahıslardan biri olan “Şah”, çoğu zaman
inanç gere
ği “Mehdî” kimliğiyle özdeşleşir. Alevi-Bektaşiler Hz. Muhammed’in bir hadisinde
sözünü etti
ği Hz. İsa ile buluşacak, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk çıkararak şeytanî bir
düzen kurmaya çal
ışacak olan Deccal’ın hakkından gelecek; tüm dünyaya barış, adalet,
bolluk, huzur, mutluluk ve refah getirecek olan “Mehdî”nin son imam Muhammed Mehdî
oldu
ğuna inanırlar. Bu nedenle Alevi-Bektaşilerce son imama “Mehdi-i Muntazar” (Beklenen
Mehdi) denir. “Mehdi” kavram
ı da “Şah” kavramı gibi geçişken özelliğe sahip bir ruh olarak
şünülür. Bu nedenle Pir Sultan deyişlerinde “Mehdî” de aynen “Şah” gibi arzulanan ideal
toplumun lideridir:
K
ırk yılın başında bir nur doğuyor
On’ki
İmam Mehdi ile geliyor
Düldül e
ğerlenmiş Ali biniyor
On’ki
İmam Mehdi ile geliyor (Avcı, 2006: 92)

4
Diğerleri; Nesimî, Fuzulî, Pir Sultan, Kul Himmet, Yeminî, Viranî’dir.

9
Ş
ah-ı Merdan Hz. Ali’nin kimliği, Alevi-Bektaşi kültüründe kutlu sayılan birçok
ki
şiye taşınmıştır. Aşağıdaki deyiş Hz. Ali’nin beden bakımından değişken olan kimliğini
vermesi aç
ısından önem arz eder:
Münkirin g
ıdası Hak’tan kesildi
Nesimi yüzüldü Mansur as
ıldı

Dünya yedi kere doldu eksildi
Dolduran Ali’dir dolan Ali’dir (Avc
ı, 2006: 682)
Tarikat
ın serçeşmesi Hacı Bektaş Velî de çoğu zaman içinde başka ruhlar taşır:

Ş
ahların şahısın, zât-ı Ali’sin
Her ilmin kân
ısın, şah-ı velisin
Abdal Musa kendi K
ızıl Deli’sin
Abdallar
ın başın der Hacı Bektaş (Öztelli, 1974: 196)

Pir Sultan Abdal’
ın deyişlerinde tarikat ulularının insan dışındaki varlıkların kılığında
görünebilme kerametleri meselesi de önem arz eder. Don de
ğiştirme (metamorphose) adı

verilen bu anlay
ış, arkaik kültür insanlarının dünyayı ve evreni algılama şekliyle uyum
göstermektedir. Arkaik kültür insan
ı ruhun geçici bir şekilde canlı ya da cansız başka
varl
ıkların bedenlerini mekân tutabileceğine, bunun için ölmenin şart olmadığına inanmakta
idi. Alevi-Bekta
şi kültüründe erenlerin özellikle menkıbelerde geyik ve kuş şekline girdikleri
görülür. Pir Sultan Abdal deyi
şlerinde bu motife Hacı Bektaş Veli’nin güvercin donuna
girmesi
şeklinde sıkça rastlanır:

Yalanc
ı dünyanın varın getiren
Zemheride gonca güller bitiren
Güvercin donuna girmi
ş oturan
Hünkâr Hac
ı Bektaş Veli kandedir (Avcı, 2006: 670)
Pir Sultan Abdal’
ın aşağıdaki deyişte kendisinin dağda geyiklerle gezdiğini söylemesi
de bu aç
ıdan ilginçtir:
Haberim duyars
ın geyikler ile
Yaram
ı sararsın şehidler ile
10
K
ırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana (Boratav-Gölp
ınarlı, 1943: 123)
Arkaik toplumlarda ölümden sonra insan ruhunun hayvan, bitki ya da cans
ız
varl
ıkların bedenine girme nedeni ödül ya da cezadır. Pir Sultan deyişlerinde ise don
de
ğiştirme çoğunlukla keramet sahibi insanlar için söz konusudur. Ancak deyişlerde koyun,
geyik, at, aslan, güvercin, bülbül gibi olumlu bir atmosfer yaratan hayvanlara kar
şılık kurt,
bayku
ş, yılan, zağ (kara karga), hımar, kelb gibi olumsuz bir atmosfer yaratan hayvanların
adlar
ı çok sık geçer ki bunların olumluları çoğu zaman ulu bir zatın geçici donu olur.
Alevi-Bekta
şi kültüründe önemli yeri olan devir nazariyesinin de animizm denilen
ilkel inanc
ın esaslarıyla uygunluk arz ettiği belirtilmelidir. Allah’tan gelip Allah’a dönme
bilincini i
şleyen devriye adlı şiirlerde insan çoğu zaman doğumdan önceki ve ölümden
sonraki evreleriyle -yani yarat
ılış ve yaratıcıda yok oluş süreçleriyle- ele alınır. Ruhun
cisimler, bitkiler ve hayvanlar
ı dolaştıktan, böylece belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra insan
bedeninde yer bulabildi
ği, Tanrı’ya yakınlığına göre bir makam sahibi olduğu ve en son
noktada fenafillah noktas
ına ulaştığı anlatılır. Animizm esaslı bazı inanç sistemlerinde
bedenin ölümünden sonra olgunla
şmamış halde bulunan insan ruhunun devriye
nazariyesindekine benzer
şekilde cisimleri, bitkileri ve hayvanları dolaşarak kemale erdiği
görülür. Devriyelerdeki ruhun ba
şka varlıkları dolaştıktan sonra insan bedenine sahip
olabildi
ği ve insan olmayı başardıktan sonra yine kemal mertebelerinden geçerek Tanrı’da
yok olabildi
ği görüşü söz konusu ilkel inançlarla kaynaşmış bir tasavvuf anlayışının
sonucudur. Çünkü devriye nazariyesi bir ucuyla Tanr
ı’dan gelip Tanrı’ya dönme görüşüne
ilmek atarken, di
ğer ucuyla Şamanizm ve Budizmdeki ruhun olgunluğa varma aşamalarıyla
ilgi kurar. Bu yönüyle devriyeler varl
ığın bütünlüğüne, bütün varlıkların etkileşim içinde
oldu
ğuna ve birliğin Tanrı’da mümkün olduğuna vurgu yapar.
Anadolu Alevili
ğindeki “Hak-Muhammed-Ali” anlayışı da varlığın bütünlüğünün üç
kelimeye indirgenmi
ş şeklidir. Alevilerde Hakk’ın yanında duran her kişi Hak-Muhammed-
Ali ayr
ılmazlığı anlayışına göre hareket eder. Zaten Alevi-Bektaşi geleneğindeki insanın
yarat
ılışına dair inançlar da bu bütünlük ve ayrılmazlık anlayışına göre düzenlenir.
Pir Sultan Abdal’
ın insanın geçirdiği aşamaları devriye nazariyesine bağlı olarak
irdeledi
ği şiirleri bulunmaktadır. Aşağıdaki deyişte onu Tanrı’nın yaratması sürecinden
ba
şlayarak ele almaktadır:
Kur’an yaz
ılırken arş-ı Rahman’da
11
Kudret katibinin elinde idim
Güller aç
ılırken kevn ü mekânda
Bülbül idim gonca gülünde idim
Evvel Cebrail’in ilk kelam
ında
K
ırklar meclisinde aşk meydanında
Muhammed Ali’nin s
ır kelamında
Nihan söyle
şirken dilinde idim
K
ırklar arş üstünde kurdular cemi
Muhabbet halk olup sürdüler demi
Balç
ıktan yarattı Allah Ademi
Ben ol vakit an
ın belinde idim (Avcı, 2006: 550)
Pir Sultan Abdal’
ın “sen” ve “ben” olmak üzere, çoğu zaman var olan ve yok eden
özellikteki iki ki
şi üzerinden, zamanın doğuma ve ölüme dayalı olarak ilerlediği düşüncesi
üzerine kurulu; her bir dörtlü
ğünde “bülbül-yanıl alma, yanıl alma-gümüş çövmen5, gümüş

çövmen-dar
ı, darı-keklik, keklik-sulusepken, sulusepken-deli poyraz, deli poyraz-ulu hasta,
ulu hasta-Ar
ızail, Arızail-cennetlik kul” kavramları arasındaki ilişkiyi ele aldığı, bir zinciri
and
ıran deyişinde ilk dokuz dörtlükte daha çok zıtlığa ve yok oluşa dayalı bir etkileşim söz
konusu iken son dörtlükte birli
ğe varılır:
Sen bir cennetlik kul olsan
Cennete girmeye gelsen
Pir Sultan üstad
ın bulsan
Bilece girsek ne dersin (Fuat, 2001: 49)
Ruhun ve maddî varl
ığın tekâmülünü anlatan devriyeler, hulul fikrini de içerebilir.
Tenasühe benzeyen hulul (enkarnasyon), yarat
ıcının özelliklerinin yarattıklarına geçmesi ve
Tanr
ı’nın insan şeklinde görünmesi anlamına gelir. Arkaik toplumlarda ölen insan bedeninden
ç
ıkan ruhun hor görülerek yer altı âlemine kovulması ve cezalandırılması veya kutsallaşması

ve tanr
ılaşması söz konusudur. Eski Türklerde de ata ruhlarına bağlı olarak gelişen onları

5 Yemiş toplamak için kullanılan ucu çatallı değnek.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2011, 21:01   #5
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart

kutsalla
ştırıcı bir kült oluştuğunu hatırlatmak gerekir. Meseleye bu şekilde insanın tanrısal

özellikler kazanması değil de Tanrı’nın insanda zuhur etmesi noktasından bakıldığında da

durum değişmemektedir. “Eski Türklerde Tanrı’nın insan şeklinde göründüğüne dair pek çok

inanç vardır. Altayların, adı olmayan bir çocuğa Tanrı tarafından ad konulmasını anlatılan Ay

Mangus masalında bu inanç çok net bir şekilde görülür.” (Yörükân, 2005: 97) Kağanların Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri olarak görülmesi de aynı bakış ısının sonucudur.

“Tanrı’nın insan sûretinde görünebileceğine dair aslında Şamanist kökenli olan bu motife,

Anadolu Alevileri arasında akaid ve ilmihal kitabı vazifesini gören meşhur İmam Cafer Buyruğu’nda da rastlanır.” (Ocak, 2007: 161) ki bu inanç Animizmin varlığı bütün olarak

algılama anlayışına uygun düşer.

Pir Sultan şiirlerinde âlemin özü olarak kabul edilen Hz. Ali, animizmi hatırlatacakö ölçüde tanrısal özelliklerle de ortaya çıkar. Bunlarda Ali âdeta Tanrı’nın nurunu âleme yansıtan bir prizmadır. Allah, Ali ve âlem bu yüzden ayrılmaz bir bütündür. Pir Sultan yalnızca Alevi-Bektaşilerin değil, bütün Müslümanların çok büyük sevgi duyduğu Ali’yi,birçok yerde kutlu bir


şahıs olmaktan öte Tanrı’nın kendisi olarak değerlendirir. Ali’ye

duyulan sevginin büyüklüğü Tanrı ile bir olması sonucunu verirken, varlığın bütünlüğünü de sağlar:

Gâfil kaldır şu gönlünden gümânı

Şu mülkün sahibi Ali değil mi

Yaratmıştır on sekiz bin âlemi

Kısmetini veren Ali değil mi (Avcı, 2006: s. 488)

Aşağıdaki deyişte de Ali-Allah birliği vurgulanmaktadır:

Bir ismi Ali’dir bir ismi Allah
Bunda inkâr yoktur hem vallah billah
Şükür birliğine dedim eyvallah


Ben Ali’den gayrı alâ görmedim (Avcı, 2006: 548)

Pir Sultan Abdal’ın deyişleri sembollerle örülü tutarlı ve sistematik bir düzene sahiptir.

Deyişlerin doğru çözümlenebilmesi için öncelikle çoğunluğu birbirinin zıttı olan ama aynı

şünce etrafında gelişen bu semboller dairesinin analiz edilmesi gerekir. Hayvanlar, bitkiler

ve cansız varlıklar deyişlerde genellikle birer sembol olarak teşhis ve intak sanatları ile

13
birlikte kullanılmış olmasına rağmen belki bunun bir devamı olarak animizm anlayışını


hatırlatacak derecede canlı şünülmüşlerdir. Animizmin en önemli esaslarından biri olan her

varlığın canlı addedilmesi düşüncesi; öldükten sonra ruhun varlığını devam ettirdiği, bu ruhun

başka varlıklara geçtiği ve insanı olumlu ya da olumsuz yönde etkileme gücüne sahip olduğu

inancından doğmuştur. Animizmde olduğu gibi Pir Sultan deyişlerinde de ilk olarak ata

ruhlarının ve ikincil olarak da doğadaki unsurların büyük önem arz etmesi ve bunların yine

animizmde olduğu gibi birbirleri ile ilişki içerisinde olduklarına dair ipuçları bulunması

rastlantı sayılamaz. Deyişlerde çok fazla belirginleşmemiş olsa da her varlığın bir ruhu olduğu

görüşünün zaman zaman varlığını hissettirmesi, bu nedenle üzerinde durmaya değer bir

konudur.
Tabiat eski Türklerde, iyilik ve kötülük yapabilme özelliklerine sahip gizli güçleri
barındıran, kutsallığı olan bir kavram idi. Bu nedenle de uzun bir dönem Gök Tanrı’ya inanan


ama bunun yanında atalara ve tabiata da bir kült derecesinde bağlı olan bu millet için dağlar,ağaçlar, kayalar, sular ve hepsinin üstünü örten gök son derece önemliydi. Bu özellik Alevi-

Bektaşi kültüründe de net bir şekilde görülür. “Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli’deki menkıbelerin birinde aslana binip yılanı kamçılayarak Hacı Bektaşın ziyaretine gelen Seyyid

Mahmud Hayrani’ye karşı Hacı Bektaşın, kızıl bir kayaya binerek karşılamaya çıktığı ve kayayı uzunca bir süre yürüttüğü hikaye edilir.” (Artun, 2007).

Pir Sultan Abdal deyişlerinde doğayı bütün unsurlarıyla bulmak mümkündür.

Güvercin, tuti-dudu-papağan, bülbül, baykuş, güvercin, turna, şahin, doğan, baz, kumru,

kuğu, kaz, keklik, suna, serçe, anka, hüma kuşu, pervane, kuzgun, arslan, koyun, koç, kuzu,

kurt, aslan, geyik, at, öküz, hımar-merkep, yılan, maral, zâğ6, kelb, balık, horoz, arı, sinek,deve, ceran, ejderha, gibi hayvanları; gül, nar, elma, ardıç, sümbül, ayva, turunç, nar gibi bitkileri ve tambur/tanbura, kandil, mum, çerağ, şem, kement, post, dolap, köşk, kubbe,

hezen, yol, el, dağ, pınar, ab-ı zemzem, âb-ı hayat, çeşme, serçeşme, kevser, derya, hâr, bade,

mey, dolu, engûr şerbeti7, gece, yıldız, ay, nur, dükkân, şar, pazar, muallak taşı, taç, dâr, ağaç,don, Kâbe gibi varlık ve sembol kavramlarıyla; Kerbelâ, Kazova, Erdebil, Şam, Horasan,Urum gibi önemli yerlerin dahil olduğu bu çok canlı doğa animizmdeki dış dünyaya bakış tarzını andırır.

Başta dağlar olmak üzere yüksek yerler eski Türklerde ibadet için en ideal yerlerdi.

Deyişlerinde Yıldız Dağından, Tanrıdağ’dan, Tur Dağı’ndan ve Kaf Dağı’nda oldukça fazla

6


Kara karga

7


Şarap ve rakı

14
söz eden Pir Sultan, aşağıdaki deyişte bu eski tapınma şeklini andırırcasına erenlerin


nazargâhı olarak gösterdiği Yıldız Dağında dâra durduğunu söyler:

Yıldız Dağı derler çıktım bir yere

Anda pîrim nazar etti bizlere
Elimi bağlayıp durmuşum dâra


On’ki İmam Şah-ı Merdan diyerek (Avcı, 2006: 122)

Aşağıdaki deyişte dağların ve atların canlılığı bilinçli olma derecesinde

vurgulanm


ıştır:

Karşı karşı karlı dağlar

İndi Şah’a secd’eyledi

Mülk iyesi ulu beyler
İndi Şah’a secd’eyledi



Yer yüzünde biten otlar
Cana kıyar koçyiğitler


Ala gözlü arap atlar
İndi Şah’a secd’eyledi (Avcı, 2006: 85)


Kazova, Sar


ıkaya ve Kırklar Yaylası da Pir Sultan’ın sözünü ettiği yer isimleridir.

Şair bazen cezbe halini yaşamak için âdeta Kırklar Yaylasını tercih eder ve bunun için oraya

çıkar:

Çıktım Kırklar Yaylasına

Çağırdım üçler aşkına

Yüzümü yerlere sürdüm
Yediler kırklar aşkına (Avcı, 2006: 425)


Buradaki yaylanın adının Kırklar Yaylası olması da eski Türk inançlarındaki tabiat unsurlarına özellikle de dağlara kutsallıkları nedeniyle özel adlar verme -Tanrı Dağları gibigeleneğinin

devam ettiğini ortaya koymaktadır.

15
Yaşamın ve ebediliğin timsali olan ağaç, diğer Alevi-Bektaşiler tarafından olduğu gibi Pir Sultan tarafından da önemsenen bir tabiat unsurudur. Alevi-Bektaşi kültüründe çoğunlukla


adak ağacı olarak kutsallık atfedilen ardıç, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerinde de önemini belli

eder.


Şairin tanburasına seslendiği ve onu kişileştirdiği şu dizelerde ağacın kursallığı İslâmî

ögelerle birleştirilerek açıkça belirtilmiştir:

Öt benim sarı tanburam,

Senin aslın ağaçtandır,

Ağaç dersem gönüllenme,

Kırmızı gül ağaçtandır.

Ali Fatma’nın yari,

Ali çekti Zülfikar’ ı,

Düldül atının eğeri,

O da yine ağaçtandır (Fuat, 2001: 60)

Hz. Muhammed’in Miraç gecesi göğe yükselirken üzerine bastığı taşın kendisiyle

birlikte yükselmesi ve peygamberin onu durdurması sonucu havada asılı kaldığına inanılan "muallak taşı” da deyişlerde âdeta bir şahıs gibi canlı şünülür:

Allah’ın ansa da ağlasa kişi

Akıtsa gözünden kan ile yaşı

Havaya çekildi muallak taşı

Muhammed miraca varaldan beri (Fuat, 2001: 130)
Cennette bulunup suyu tatlı bir ırmak olduğuna inanılan “Kevser” Alevi-Bektaşilerce


ayn-i cemde içilen


şerbet için kullanılır. Deyişlerde suyun kaynağı, tarikatın kurucusu, tarikat

ulular


ının en ulusu anlamında “pınar, serçeşme” gibi kelimeler de Hacı Bektaş Veli için

kullanılan ifadelerdir.

Kendilerinden kutsallıkları ve çok özel nitelikleri nedeniyle birer şahsiyet gibi

bahsedilen Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye armağan ettiği Düldül ve Zülfikâr’ın deyişlerde sık sık yer aldıklarını hatırlatmak gerekir. Pir Sultan’da Düldül’den başka hayvanları da insan

gibi düşünme motifi vardır. Kuzusunu kaybeden, âhıyla Hz. Muhammed’i, Ali’yi, Fatma

Konu sinbas tarafından (23-06-2011 Saat 21:22 ) değiştirilmiştir.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-06-2011, 21:02   #6
Dost
sinbas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jun 2011
Bulunduğu yer: Aymazlar,Duymazlar ve doymazların diyarından.
Yaş: 53
Mesajlar: 98
Tesekkür: 82
46 mesajina 210 kez tesekkür edildi
 sinbas isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart

Anayı ağlatan koyunun sembolik öyküsünün anlatıldığı aşağıdaki deyiş bunlardan biridir.

Zaten koyun/koç, Alevilerde kutsiyet ifade eden önemli bir hayvandır:
Kerbelâ çölünden bir koyun geldi
Kuzum diye meleyüben ağladı
Koyunun sadası bağrımı deldi


Yürekteki yaraların dağladı (Korkmaz, 2005: 102)
Pir sultan deyişlerinde çok eski zamanlarda ortaya atılan dünyanın bir öküzün boynuzu
üstünde durduğu inancı göze çarpar. Ona göre sarı öküz salın, sal balığın, balık deryanın,
derya ikrarın, ikrar imanın üzerinde durmakta ve Tanrı kudretine dayanmaktadır. Öküz, Pir
Sultan deyişlerinde dünyanın bütün yükünü taşıyan bir semboldür. Aşağıdaki deyişte koyun
gibi konuşmasa da şahsiyet sahibi biri gibi düşünülmüştür.
Dağdan kütür kütür hezen indirir
İndirir de ateşlere yandırır


Her evin devliğin öküz döndürür
İrençberler hoşça tutun öküzü (Fuat, 2001: 45)


Pir Sultan Abdal deyişlerinde doğadaki iyi ve kötü ruhları temsil edercesine birbirine
zıt görünen koyun-kurt, bülbül-şahin, gül-hâr gibi hayvanlardan veya tabiat unsurlarından söz
edilir. Ayrıca bunlarda çoğu zaman insan ruhuna benzer ruhlar taşıyan gül ve bülbül de
canlıcılığı anımsatacak derecede bazen birlikte bazen ayrı ayrı dillenir, birer kimliğe
kavuşurlar. Pir Sultan kimi zaman Ali için dertlenen bir bülbül, kimi zaman ise gülün kendisi
olur:
Coşma deli gönül coşma
Coşup da kazanda taşma
Üç yüz altmış tane çeşme
Serçeşmenin gülü benim (Balım, 1957: 67)
Türk kültüründe özellikle de Alevi-Bektaşi kültüründe çok özel bir anlamı olan turna,
Hz. Ali’nin gelişini simgeleyen haber taşıyıcı özelliği ile Pir Sultan deyişlerinde en sık geçen
kuşlardan biridir:
Karlı dağlar aşar aşar gelirsin
Ali’den bir haber verin turnalar
17
Ben dertliyim dermanımı bilirsin
Ali’den bir haber verin turnalar (Avcı, 2006: 624)
Pir Sultan doğadaki bitkileri de insanlar gibi düşünür:
Sordum sarı çiğdeme
Yer altında ne yersin
Ne sorarsın hey derviş
Kudret lokması yerim (Fuat, 2001: 56)


Pir Sultan deyişlerinde cansız nesnelerin canlı addedildiğine de rastlanır. Bu nesneler
içerisinde özellikle dolap, dönüşü ve inlemesi yönüyle tasavvufî anlamda bir sembol olması
bak


ımından da önemlidir. Şair kimi zaman Ali’den ayrı şmenin kendisine verdiği acı
yüzünden dolapla özde


şlik kurar:
Ali Ali deyi ne inilersin
İnilersin dolap derdin ne senin


Sen de benim gibi yardan m’ayrıldın
İnilersin dolap derdin ne senin (Fuat, 2001: 64)


Pir Sultan tek tek ögeleri olduğu gibi dünyayı da bir bütün olarak canlı şünür:
Yürü bire yalan dünya
Yalan dünya değil misin
Hasan ile Hüseyin’i
Alan dünya değil misin (Korkmaz,2005:109)
SONUÇ
Bütün bu anlatılanlar sonucunda şunları söylemek mümkündür: Anadolu’daki Alevi-
Bektaşi kültürü Şiîlikten etkilenmiş olsa bile, İslâm öncesi dinlerden kalan inançların
özelliklerini daha fazla gösteren bir kültür mozayiğine sahiptir. İnsanlığın en eski inanç
sistemi olduğu tahmin edilen animizmin ana ögelerinin Alevi-Bektaşi kültürü içerisinde
yetişen Pir Sultan Abdal’ın deyişlerine; yine animizm temelinde gelişmiş, Türklerin uzun bir
süre benimsemiş oldukları Şamanizm ve hatta bir dönem kabul ettikleri Budizm ve
Maniheizm aracılığıyla geçmiş olmaları dikkati çekmektedir. Animizm ve onu takip eden
18
Şamanizmdeki ruhun sonsuz olması, bedeni geçici olarak terk edip başka varlıkları mekân


tutabilmesi, ölüm olayından sonra yok olmayıp kendisine derecesine göre başka bedenler
bulabilmesi, dünya ile ilgisini koparmayarak yaşayanlar üzerinde olumlu veya olumsuz
etkilerde bulunabilecek güce sahip olabilmesi ve iyi ruhların ışık âlemine, kötü ruhların ise
karanlıklar âlemine ait olduğuna inanılması gibi özellikler Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde
karşılığını bulmaktadır.
Söz konusu deyişlerde Alevi-Bektaşi kültüründeki kutlu şahısların yaşarken geçici
olarak don değiştirebildikleri, öldükten sonra ideal bir düzen kurmak ve âdil bir dünya
yaratmak için bir başka ulu kişinin bedeninde “Şah” veya “Mehdi” kimliği ile yeniden
dünyaya gelebildikleri, mazlumlara yardım edip zalimlere kahredebildikleri görülür. Bunların
yanında iyiliği temsil eden “Şah”ın ve kötülüğü temsil eden Yezit’in mücadelesi üzerinde
özellikle durulması, diğer insanların da hem yaşarken hem de öldükten sonra bu iki kişiye
göre değer kazanması ve bu mücadelenin hem maddî âlemdeki hem de soyut olan öte
âlemdeki sonucundan özellikle bahsedilmesi arkaik kültür insanlarının ruhlara bakış ısı ile
birebir örtüşmektedir. Ayrıca ilkel dönem animizmindeki her varlığın insan ruhuna benzer bir
enerji taşıdığı inancı; Pir Sultan deyişlerinde bütün varlıkları canlı olarak düşünme, insan ve
doğayı bir bütün olarak algılama biçiminde kendisini gösterir.
Yalnızca Pir Sultan deyişlerinde karşımıza çıkmayıp Alevî-Bektaşî çevrelerinde daha
yoğun olarak görülebilmekle birlikte Sünnî çevrelerde de rastlayabileceğimiz bu özellikler,
eski Türklerin inançlarında önemli yeri olan “atalar kültü”nün ve “tabiat kültleri”nin bugüne
yansıyan sonuçlarıdır. Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinde bu kültlerin canlılığını devam
ettirmesi, onun ve sembolü olduğu Alevi-Bektaşi kültürünün eski Türk kültür ve inançlarına
yakınlığını ortaya koyar.
KAYNAKÇA
ARTUN, Erman. (2007). “Türklerde İslâmiyet Öncesi İnanç Sistemleri”.
[Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]. 15. 08.2007.
AVCI, Ali Haydar. (2006). Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultan Abdal. İstanbul: Noktakitap.
BALIM, Ali. (1957). Pir Sultan Abdal, Hayatı ve Şiirleri. Ankara: Emek Basım-Yayınevi.
BORATAV, Pertev Naili - GÖLPINARLI, Abdülbaki. (1943). Pir Sultan Abdal. Ankara: Dil
ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Yayınları.
CEVİZCİ, Ahmet. (1997). Felsefe Sözlüğü. Ankara: Ekin Yayınları..
Dinler Tarihi Ansiklopedisi -Cilt 3-. (1976). İstanbul: Gelişim Yayınları.
DOĞRUL, Ömer Rıza. (1947). Yeryüzündeki Dinler Tarihi. İstanbul: İnkılâp Kitabevi.
19
FREUD, Sigmund. (1999): Dinin Kökenleri (Totem ve Tabu, Musa ve Tektanrıcılık, Diğer
Çalışmalar). Çev: Selçuk Budak. Ankara: Öteki Yayınları.
FUAT, Memet. (2001). Pîr Sultan Abdal Yaşamı Sanatçı Kişiliği Yapıtları. İstanbul: YKY.
İslâm Ansiklopedisi -12/1 Cilt-. (1997). M.E.B. Yayınları


KAYGUSUZ,


İsmail. (2007). “Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Şah İsmail
Hatayi İlişkileri Üzerine”. [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]. 10.08.2007.
KORKMAZ, Esat. (2005). Pir Sultan Abdal, Üçüncü Ölmem Bu Hain. İstanbul: Alev
Yayınları.
MEMMEDOV, Azizaga. (1966). Şah İsmail Hataî-Eserleri -Cilt 1-. Bakü: Azerbaycan İlimler
Akademisi Neşriyatı.
Memo Larousse 1. (1991). İstanbul: Aydın Kitaplar.
OCAK, Ahmet Yaşar. (2007). Alevî ve Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri. İstanbul:
İletişim Yayınları.


ÖZTELLİ, Cahit. (1974). Pir Sultan Abdal -Bütün Şiirleri-. İstanbul: Milliyet Yayınları.
URAZ, Murat (1967). Türk Mitolojisi. İstanbul: Hüsnütabiat Matbaası.
YÖRÜKÂN, Yusuf Ziya. (2005). Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri Şamanizm. Ankara:
Yol Yayınları.


Konu sinbas tarafından (23-06-2011 Saat 21:05 ) değiştirilmiştir.
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
araştırmaları, çukurova, gülseren, merkezi, türkoloji, Üniversitesi, Özdemir

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +1 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:36.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2

Modified by HAKANDOST
eXTReMe Tracker

Check PageRank


Valid XHTML 1.0 Transitional