Ana Sayfa


Sonbahar Logosu Ana Sayfaya Gidin Ekibimiz Forum Kuralları Arama
Go Back   Dostun Sayfasi > Kitaplar

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 07-08-2009, 23:42   #1
Dost
SELAMİ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi: Jul 2009
Mesajlar: 268
Tesekkür: 559
166 mesajina 490 kez tesekkür edildi
 SELAMİ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)
Standart Darağacında Üç Fidan - Nihat Behram


siteadi.com - Darağacında Üç Fidan - Nihat Behram
"Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!"
1968'ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, "Gerçekçi ol, imkansızı iste, " diye haykırdığı günlerdi.
Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, NATO'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler...
Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, "Asalım, asalım !" çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmayan çalıştılar...
İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir...
Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, yirmi ikinci basımıyla Darağacında Üç Fidan'ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlâksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hâlâ bir umut ışığı, darağaçlarında "solmayan" üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...


Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın "merhaba kainat" "dedikleri" sabahın, 6 Mayıs 1972 sabahının üzerinden otuzüç yıl geçti. Toplumların tarihi bir yana, insan ömrü açısından bile kısa bir süredir bu. Tarihin soğukluğuna gömülmeye, duygusallıktan arınmaya yetmeyecek kadar kısa.
''bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.”
Deniz Gezmiş’in idam sehpasına çıkmadan önce yazdığı yukarıdaki sözler hâlâ unutulmadı.


Sürgitinde gerçekleşen, sol hareket açısından birçok olumsuz gelişmeler bile o dönemin gençlik önderlerinin hatırasını silemedi. Sol cenah bir kenara, muhafazakâr veya sağcı kesimler bile onu sahiplenmeye çalıştı. Birileri için ateşli delikanlılık yıllarında anarşik faaliyetlere katılmış bir “fidan”; kimileri için bir masal kahramanı derecesine indirgenen bir film malzemesi olsa da, biz devrimciler için sorun, tereddüt etmeksizin mücadeleye atılmış bu önemli insanların siyasal hayatından gerekli dersleri çıkarmak ve bunu sınıf mücadelesi bağlamında değerlendirmek olmalıdır.


"Beni boynumdan degil ayaklarimdan asin cunku arkamdan gelenler olacak" diyen DENİZ GEZMİŞ'in son mektubu:

Baba
Mektup elinize geçmiş olduğu zaman aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar ölürler, önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir.Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunda da bu olduğunu biliyordu.Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

Sadece senin değil, Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969' ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a -ürmeye kalkışma, annemi teselli etmek sana düşüyor,kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir seni, annemi, abimi, kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.
Oğlun Deniz Gezmiş

VE YUSUF ASLAN'ın son mektubu

Bütün Akrabalara,

Bu mektubumu okuduğunuz zaman artık aranızda olmayacağım. Mektubumu Senatonun idamlarımızı tasdik ettiğini öğrendiğim anda yazıyorum. Şundan emin olmalısınız ki, bugüne kadar davama olan inancım sarsılmamıştır. Sehpaya gidene kadar da en ufak bir sarsılma olmayacaktır. Ben halkımın kurtuluşu, Türkiye'nin tam bağımsızlığı için savaştım. Sizler beni tanıyorsunuz. Bir yıldan beri bu bir avuç sömürücüler, vatan satıcıları, işbirlikçiler ellindeki bütün imkanlarla bizi dışardan yardım gören, beyinleri yıkanmış, vatan haini, dışardan emir alan, bölücü, diye tanıtmaya ve halkımızdan bizi koparmaya çalıştılar. Bu bir avuç azınlığa göre vatanseverlik: vatan satmak, yabancılarla işbirliği yapmak, NATO'yu ve Amerika'yı savunmak, 6. filoyu ağırlamak, milyonlarca köylünün geçimi olan haşhaş ekimini elinden almak, işçinin grev hakkını engellemek, Amerika'ya ve emperyalizme hizmet etmektir. Biz bunlara karşı çıktık. Bunun için biz vatan haini, onlar yurtsever oldular. Bizi bu mücadeleden dolayı, güya adil mahkemelerinde yargılayan ve yine adil kurumları eli ile asacak olanlar bilmelidirler ki. Biz halkımızın kurtuluşu ve Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesi uğruna şerefimizle bir defa öleceğiz. Bizi asanlar şerefsizlikleri ile her gün ölecekler..

Son sözüm; yaşasın isçiler, köylüler! Yaşasın devrimciler! Yaşasın halkımın kurtuluşu ve bağımsızlığı için savaşanlar! Yaşasın tam demokratik Türkiye’nin kurulmasından yana olanlar ! Kahrolsun emperyalizm! kahrolsun faşist koalisyon.
T. Yusuf Aslan


Yılmaz Yeşildağ'ın yazısı:

Yürekleri yüreğimde mühürlü

"Bir zifir karanlıkta düştüm yola
Vurdum yolumu dağlara
Can görirem, cin görirem, korkmirem
Kükremiş aslan görirem, korkmirem
Bir yobaz insan görirem, korkirem
Onun bana can alıcı fikirlerinden
Can alıcı zikirlerinden,
korkirem balam , korkirem."

Kim bilir kaçıncı kez söylüyordu anam bu Erzurum deyişini… Kaçıncı kez gözyaşlarıyla sulamıştı "korkirem"i üstüne basa basa… Ben yirmi yaş çığlıklarıyla eşlik ederken kendisine, kaçıncı kez öpmüştü ıslak dudaklarıyla kaşlarımın arasını; Bu Deniz için, Bu Yusuf için, bu da Hüseyin için diye diye…

O gece, 6 Mayıs gecesi, bana öyle zor gelmişti ki güneşin mor dağlara doğuşunu karşılamak… Bir gün önce hücre de de olsalar doğmuştu o güneş Deniz, Yusuf, Hüseyin için. Ama o sabah… O sabah doğmasa da olurdu… Ağladım mı, anımsamıyorum. Ancak, biliyordum yıllar sonra onların yoldaşlarınca kavgamızda yaşatılacağını…

Tam yirmi altı yıl önce tanımıştım Deniz'i. Lise son sınıftaydım… askeri lise… kanımızın kızıl şafaklara akacağı günlerin coşkusuyla koşmuştuk İTÜ'deki seminere… Koca anfi ağzına kadar hınca hınç doluydu. Biz üzerimize geçirdiğimiz iğreti sivil giysilerle bir köşeye sıkışmıştık… Şu an kim olduğunu anımsamadığım konuşmacı THKO'nun hakıl eylemlerinin hangi temeller üzerine oturduğunu anlatıyordu. Koca anfide 'çıt' yoktu. Neden sonra bir kıpırdanma başladı… Başta konuşmacı olmak üzere herkes bakışlarını kapıdan yana çevirmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken damarlarımda yangınlar başlatan haykırışı duydum.

-Deniz geldi!.. Deniz geldi!..

Kapının önünde bir kaynaşmadır başladı. Kısacık boyuma aldırmadan ben de onu görmek için zıplayabildiğim kadar zıplamaya çalışıyordum. Evet, tarihi yazan önderlerden birisini yakından görme fırsatını iyi değerlendirmeliydim. Deniz'I mutlaka görmeliydim, bu fırsat bir daha eli geçmezdi. Hatta, bir yolunu bulup konuşmalıydım onunla… Ne ki, konuşmak şöyle dursun yanına bile yaklaşamadım. O, esmer gülüşünü yakama takarak uzaktan bir göründü… o kadar…

Kim derdi ki, aradanyıllar geçecek ve o esmer gülüşlü çocuğun emaneti onurum olacak…

Yine bir 6 Mayıs gecesi…

Emanetlerini yarınlara onurla taşıyacağımdan kuşku duymaması için feri sönmüş gözlerini öptüm anamın… Yürümeyi neredeyse unutan anam, sanki o yılları yeniden yaşıyormuşcasına heyecanlı, elleri titreyerek tahta çeyiz sandığını açtı. Ortalığa yayılan naftalin kokusuna aldırmadan özenle çıkardı içindekileri… sendığın en altından işlemeli bir bohça aldı. Bir kutsal kitabı öpercesine öptü önce, ardından özenle kıvırdığı köşelerini yine özenle araladı… Sararmış gazete küpürlerinin arasına sıkıştırdığı üç kuru karanfil çıkardı masanın üzerine… Bana:

- Bunları hatırladın mı? dedi.

Nereden anımsayabilirdim ki o karanfilleri?.. Sustum… Ama anam susmadı:

- Bunları o sabah sen getirmiştin bana… "Anam" demiştin, "bak, işte, o üç oğlun burada, yanında, ellerni öpmeye geldiler." Onlar ellerimi hiç öpemediler ama, ben hep öptüm bu karanfilleri… Buna Deniz dedim; Buna Yusuf, buna da Hüseyin…

Sesinin titremesi ellerinin titremesine karışmıştı yorgun bir dağı andıran anamın… kara, kuru elleri, patlak yeşil damarlarının seğrimesine aldırmadan devindi yeni baştan. Gazete küpürlerini teker teker kat yerlerinden açtı. Masanın üzerinde hüzünlü bir tarih göz kırpıyordu yanıbaşımdaki kızımın körpecik yüreğine… Gözleri sulanan anamı köşediki divana oturttum. Gazete küpürlürini gözden geçirmek için masaya geldiğim zana kızımın:

- Bu gazeteler benden yaşlı, dediğini duydum…

Yıllar gazete küpürlerini sarartmıştı belki… Yaraları kabuk bağlamıştı kimilerinin… Kimileri o yaralara tuz basıp yenilerini eklemişti yanıbaşına… Kimileri de!..

Şimdi sayılamayacak denli çoğaldı yaralarım… Her mayıs kanlı şimdi… Sırtına vurduğu torbasından sızıyor döktüğü kanlar lacivert rüzgârın ve lokmalarına bulaşıyor, salyalarına bulaşıyor, kahkahaları boğuyor Tiran'ı…

Bilincinize, yüreğinize, özünüze işlediğiniz ışıkla, yeni bir zaman yaratmak, yeni bir yaş-, yeni bir sevda için çıkmıştınız yola… Kimi zaman dayanılmaz; çarpıcı yaş- gerçeklerini içinize vururken; bu kutsal ateşin gereği en güzel, en soylu duyguları kökeninden kucaklayan yaşama sığmayan bir kuramdı peşinden koştuğunuz… Bir nedeni vardır elbit her yürek depreminin… Dolsun öyleyse belleklere güneş kokulu sevda, diyerek yüreklerinizi yüreğime mühürledim… İşte, bu yüzden Deniz'in Emniyet sarayında kendisini merakla seyreden polislere söylediği şu sözlerini tırnaklarımla kazıdım bulutlara:

- BAKIN, GÖRÜN BENİ, DAHA EVVEL HİÇ GÖRMEMİŞ MİYDİNİZ? BENİM SİZ POLİSLERDEN DAHA ALACAKLARIM VAR."

İşte bu yüzden:

"Haram olsun
gerilla yüreğimi alıp elime
mavzerlerime sürüp yağlı kurşunları
ölüp dirilip binlerce kez
öpmezsem alnını ölümün
haram olsun
on sekiz yaş gençliğime"

dizeleriyle haykırdım şiirlerimde…

İşte bu yüzden, her 6 Mayıs sabahı bir kez daha bileyliyorum
Paylas
__________________
Kavganın ortasında yapayalnız kalsan da
Yılgınlığa kapılıp köreltme yüreğini
Sen tarihin oğlusun yaşadın onbin yıldır
Yitirip inancını kaybetme direncini

Spartaküs`ün köle ordusunda neferdin
Paris barikatında umut oldun direndin
Afrika`da zenciydin, Panço Villa`yla köylü
Ernesto`yla Castro`nun bağımsız Küba düşü...
 
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiTweet this Post!
Alıntı ile Cevapla
Yandaki üye(ler) bu mesajindan dolayi SELAMİ üyemize tesekkür ettiler
fotom (18-03-2012)
Cevapla

Etiketler
behram, darağacında, fidan, nihat

Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +1 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:42.
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.5.2

Modified by HAKANDOST
eXTReMe Tracker

Check PageRank


Valid XHTML 1.0 Transitional